İstanbul, Silahtar Abdurrahman Ağa Camii, Üsküdar


Silahtar Abdurrahman Ağa Camii, Üsküdar, İstanbul, Pentax K10d

Silahtar Abdurrahman Ağa Camii, Üsküdar, İstanbul, Pentax K10d

About these ads

2 responses to “İstanbul, Silahtar Abdurrahman Ağa Camii, Üsküdar

  1. Üsküdar camileri

    1-ABDURRAHMAN AĞA CAMİİ (PAŞALİMANI CAMİİ)

    Bu cami Üsküdar Meydanı’ndan Kuzguncuk’a giden asfaltın sağındaki ambarlardan ve eski karakol binasından sonra gelir. Cami Sultan III. Mustafa’nın silahtarı Abdurrahman Ağa tarfından H.1180 tarihinde yaptırılmış, daha sonra II. Mahmut tarafından 1248 tarihinde bugünkü şekli verilmiştir. Duvarları kesme köfeki taşından ahşap çatılı ve kargir minareli caminin son cemaat mahalli ahşaptır. Caminin çok yakınındaki Hüseyin Avni Paşa çeşmesinin üst yarafında bir zamanlar tesis edilmiş olan Bektaşi tekkesinden de hiçbir iz kalmamıştır. CAMİNİN HÜNKÂR MAHFELİNE AİT TAŞ BASAMAKLARIN 1965 TARİHİNDE KALDIRILDIĞI KAYDEDİLMİŞTİR. Cami en son 1995 yılında tamir ettirilmiştir.

    2-AHMEDİYE CAMİİ

    Açıklama

    Ahmediye semtinde Gündoğumu Caddesi ile Esvapçı Sokağın birleştiği köşededir. Her iki yola açılan avlu kapıları vardır. 18. yy. Türk yapı sanatının en güzel örneklerinden sayılan bu küçük külliye bir cami-tevhidhane, bir medrese, bir kütüphane, bir sebil ve iki çeşmeden oluşmaktadır. Gündoğumu Caddesi’ne açılan kapısında istalaktitli, enlice bir korniş altında büyük bir kitabesi vardır. Caminin Esas giriş kapısı üzerindeki 20 mısralı Arapça kitabenin tarih beyti şudur.
    Felle hüsnü Ahmed bin el-Emin kad
    Bena Cami’en lea kefin müceddeden 1134 H ( 1721 miladi)
    Külliye Tersane Emini Ahmed Ağa tarafından yaptırılmıştır. Ahmet ağa 1143 yılında (1730 Miladide) Ölmüş ve külliye dâhilindeki hazireye gömülmüştür. Kitabeli lahdi mevcuttur. Külliye 1277 ve 1301 yıllarında büyük çapta restore edilmiştir. Külliyenin mimarı olarak Kayserili Mehmed ağa kaydedilmiştir. Medresenin bir kısmı İmaret fonksiyonu görmektedir.
    3-ALACA MİNARE MESCİDİ (MURAT KAPTAN MESCİDİ)

    Açıklama

    Mescit, Alaca Minare Sokağı ile Kartal Baba Caddesi’nin birleştiği yerde ve sokağın sağ köşesindedir. Karşısında Hacı Dede Nakşibendî Tekkesi Camii ve hazîresi vardır. Bu mescit Kanunî devri kaptanlarından Murad Reis tarafından yaptırılmıştır. Hadîkatü’l-Cevâmi’de şu bilgi vardır: “Bânisi Hoca Murad nam kapudan olub merkadi ve tarih-i vefatı malûm değildir. Mürûr-ı eyyâm ile minaresi harâb oldukta Sultan Mahmûd Hân-ı evvel hazretlerinin valideleri Saliha Sultan hazretleri müceddeden bina ve ihya buyurmuşlardır. Mescid-i mezbûr mukabilinde tarik-i Nakşibendiye’den el-hac İbrahim Efendi’nin tekkesi vardır ki Alaca Minare Tekyesi denmekle maruftur. Mahallesi yoktur.” Murat Reis’in yine Üsküdar’da ve bu camiden 200 m. ileride Tahtaravancı Sokağı ile Çinili Mescit Sokağı’nın birleştiği yerde bir mescidi daha vardır. Murat Reis 1012(1603) tarihinde vefat ettiğine göre mescidi bu tarihten evvel yaptırmış olmalıdır. Mescit zamanla harap olmuş ve Sultan I. Mahmut’un (1730-1754) annesi Saliha Sultan tarafından yeniden yaptırılmıştır. Saliha Sultan, 21 Eylül 1739 tarihinde vefat ettiğine göre ibadetgâh yapılışından takriben 130 sene sonra yenilenmiştir. Arakiyeci Hacı Mehmet Efendi Mahallesi hudutları içinde bulunan mabet, 1310 (1892-93) tarihinden evvel yanmış veya yıkılmış olduğundan, Mir’at-i İstanbul adlı eserin sahibi ” İşbu mescidin bugün yalnız harap bir minaresi kalmıştır” demektedir. Muntazam kesme taştan yapılmış minaresinin kaidesi bugün de mevcuttur. Arsası elan boştur. Tayyarzâde Atâ Bey, ünlü tarihinde, Alaca Minare Camii’nin “Eski Valide ve Ak-yapı ve Nuhkuyusu civarındaki Moravî Kuyusu mevkiinde” olduğunu beyan etmektedir. Bu civarda bulunan, Kapıağası Yakub Ağa Medresesi ve muhteşem çeşmesi, ak kesme taştan yapıldığı için Akyapı adı ile meşhur idi. Moravi Kuyusu ise, çeşmenin önünde ve yol aşırı yerde köşede olup, elan mevcuttur. Alaca Minare Mescidi’nin minare kaidesi Haziran 1990 tarihinde yol genişletilmesi bahanesiyle kaldırıldı. Bugün bir kuyu ve biri büyük diğeri küçük kitâbesiz iki abdest teknesi kalmıştır.

    4-ARAKİYECİ HACI MEHMET AĞA MESCİDİ (KAPIAĞASI MESCİDİ)

    Açıklama

    Mescit, Toptaşı Caddesi ile Harmanlık Soka ğın birleştiği yerde ve sokağın sol köşesinde idi.. Mescit, Arakiyeci (Takkeci) Hacı Mehmed Ağa tarafından yaptırılmıştır. Bu zat, 950 (1543)’te vefat ettiğine göre, mabet bu tarihten evvel yapılmış olmalıdır. Mescit, 200 yıl kadar sonra Reisü’l-küttab Abdullah Efendi’nin (Abdi Efendi) minber koyması ile cami haline gelmiştir. Damat İbrahim Paşa’nın mühürdarı da olan Abdi Efendi 2 Safer 1178 (1 Ağustos 1764) tarihinde “Saray-ı Padişâhî”de Cami, çok harap durumda iken 1930 tarihlerinde yıkılmıştır. Yeri yakın zamana kadar arsa halinde iken üzerine tek katlı bir meşruta yapılmıştır.

    5-ATPAZARI OSMAN EFENDİ MESCİDİ

    Açıklama

    Mescit, Atpazarı semtinde, eski Atpazarı Caddesi, Yeni Toptaşı Caddesi ile Beygirciler Sokağı’nın birleştiği yerde ve köşedeki 1141 (1728) tarihli Genç Mehmet Paşa Çeşmesi’nin arkasında idi. Mabedin duvarları yığma moloz taşından olup küçük minaresi ve çatısı ahşaptı. Kapı karşısında medrese tarzında yapılmış derviş hücreleri vardı. Bugün yeri park olarak kullanılmaktadı r. Osman Efendi, semtinden dolayı, Atpazarî lâkabıyla ünlü idi. Hadîka yazarı, “Mehmed Sabûrî Efendi’nin 1130’da vefat etmesi üzerine Hüdâyî Dergâhı’na şeyh oldu” demektedir. Oysa Silsile-i Celîle-i Celvetiye’de Sabûrî Efendi’den sonra oğlu İsmail Efendi’nin şeyh olduğu görülmektedir. İsmail Efendi çok küçük olmasından ona vekâlet etmiş olabilir. Zaten kendi tekkesini 1133’de yaptırdığına göre, Hüdâyî Şeyhi olarak pek az kaldığı ve asaleten de atanmadığı için de buradan ayrıldığı anlaşılmaktadı r. Şimdiki mabet kare plânlı ve tek kubbelidir. Kubbesi sekiz yüzlü bir kasnağa oturtulmuştur. Mermer söveli ve kemerli kapısının takına bir âyet-i kerime hak edilmiştir. Bu kapı önünde, dört sütunlu ve üç kubbeli bir revak vardır. Alt üst pencerelerden ışık alır. Minberi mermer olup mihrabı Sümerbank’ın neŞs çinileri ile kaplanmıştır. Sağdaki minaresi, mabet gibi kesmetaş ile kaplanmı ştır. Şerefesinin altı sarkıtlıdır. Minare kaidesine konulan bir levhada cami-i şerifin merhum Hacı İbrahim Şakir’in eşi Hacı Semiha Şakir tarafından yapıldığı yazılıdır. Kıble tarafındaki sekiz yüzlü şadırvanın üstü, sekiz mermer sütunun taşıdığı sivri bir kubbe ile örtülmüştür. Gerek mabet ve gerekse şadırvan neis eserlerdir. Hacı Bedel’in bu mabet civarında ayrıca bir mektebi vardı.
    6-AZİZ MAHMUD HÜDÂYÎ EFENDİ TEKKESİ CAMİİ

    Açıklama

    Cami, imaret, türbe, kütüphane, hünkâr mahfeli, çeşme, derviş hücreleri, şeyh evi, fırın ve hamamdan oluşan bu güzel külliye Üsküdar’ın yüksek bir semtinde yapılmıştır. Onbin metre karelik çok geniş bir alana yayılan bu manzumeye, Hüdâyî Mahmut ve Aziz Mahmut sokaklarına açılan avlu kapılarından girilir. Banisi, Mihrimah Sultan ve Sadrazam Rüstem Paşa’nın kızı Ayşe Hanım Sultan’dır. 1003 (1594) tarihinde Aziz Mahmud Hüdâyî Efendi adına yapıldığından, bu isimle şöhret bulmuştur. 1007 (1598) yılında yapıldığı söylenirse de doğru değildir. Çünki, Hüdâyî Efendi’nin oğlu, Mustafa Ebrar Efendi 1004 senesi vefat ederek şimdiki türbenin bulunduğu yere defn edilmiş ve sonra da türbe yapılmıştır. Kapının sağ tarafında, Kethüda Mehmet Paşa’nın sol tarafta ise, Hüdâyî Efendi’nin iki çeşmesi vardır. Avlu kapısından girildiğinde iki tarafta ahşap meşrutaların olduğunu görürüz. Sağdaki Kapıcı Baba’nın meşrutası imiş. Merdivenli bir yokuş olan avlunun biraz ilerisinde, sağ tarafta, bir hazîre, sol tarafta ise, Şeyhler kabristanı vardır. Sol taraftaki meşrutanın yanında, tonoz damlı ve kapısı kesmetaş söveli, Kâtipler Odası bulunmaktadır. Burada, dergâhın çok büyük olan vakıflarının hesapları yapıldığı gibi, kıymetli mücevherat da saklanırmış. Buradaki yevmiye defterleri, 1976 senesinde Hüdâyî Efendi Türbesi’ne taşınmıştır. Bu daireye hazine dairesi de denirdi. Şeyhler hazîresinin yanında Hüdâyî Efendi Türbesi ve türbe camekânı karşısında ise imaret kapısı vardır. Hünkâr mahfelinin altından geçerek küçük bir meydana gelinir. Burada, Hadîka yazarının bahsettiği binalardan eser kalmamıştır. Meydanın sağ tarafında Lütfi Ağa Kütüphanesi, sol tarafta ise cami bulunmaktadır. Celveti asitanesidir. Türbe girişine bitişik sebili vardır. Şeyh dairesi ahşap iki katlı bina restore edilecektir. Mescidin yan tarafında halen hüdai vakfından imaret faaliyetini sürdürmektedir
    7-BALABAN TEKKESİ MESCİDİ

    Açıklama

    Mabet, Şemsipaşa ve Doğancılar caddelerinin Keresteciler Sokağı ile birleştiği yerde idi. İsfendiyar Tekkesi Mescidi veya Yağcızâde Tekkesi Mescidi isimleriyle de bilinen mescit için, Ayvansarayî Hafız Hüseyin Efendi eserinde şunları yazmıştır: “Banisi, İsfendiyar ismiyle müsemma bir kimsedir. Kaş miktarda emlak tedarik edip, imam ve müezzin tayin eylemiştir. Bir süre sonra, Sultan III. Mustafa devrinde camiin imam ve müezzini olan Sa’diyye Tarikati’nden Yağcızâde lâkablı, eş-şeyh es-seyyid Ahmed Efendi mescit içinde Sa’diyye Tarikati ayini icrasına başlayınca Sa’dîler Tekkesi olarak tanınmıştır.” Haziredeki 1047 H(1637 M ) tarihli Balaban Ahmed Babaya ait taşın Nakşi serpuşu kırıktır..Tekke 1327 yılında Şeyh Aşir efendinin hanımı Ayşe Sıdıka hanım tarafından ihya ettirilerek kapısı üzerine şu kitabe konulmuştur.
    Şehinşah Sultan Mehmed han-ı lutf-mutad
    Serir-i saltanatda daim olsun Hürrem-ü dilşad.
    Bu dergâh asr-ı evvelde yanıp bir arsa kalmışken
    Zaman-ı şevketinde oldu inşa ile feyz-abad
    Ona bani sani oldu el-an postnişin kim.
    Zehi himmetle Şeyh Aşir Efendi eyledi bünyad
    Münira hatm-ı hace eyleyüp cevher dedim tarih
    BU SADİ HANKAHIDIR OKU GEL HER SEHER EVRAD. 1327 H.(1909 M)
    Sadece mezartaşları kalmış bu tekke yeri Üsküdar Belediyesince muhdesleri ve işgalcilerinden arındırılmış ve araştırma kazısıyla temelleri bulunmuş ve eski fotoğraflarına dayandırılarak restorasyon projeleri çizdirilerek kuruldan onaylatılmıştır.2008 yılında inşa edilecektir. (Resim: Balaban Tekkesi restorasyon projesi.( 4.Sempozyum kitabı sah 388.)
    8-BANDIRMALI TEKKESİ MESCİDİ (İNADİYE TEKKESİ MESCİDİ)

    Açıklama

    Mescit, İnadiye ismiyle meşhur olan semtte ve bu semtin yollarından olan, eski Menzilhane Yokuşu, yeni Gündoğumu Caddesi ile İnadiye Mezarlık Sokağı’nın birleştiği yerde ve sokağın sol köşesinde idi. Bugün, mescit ve yanındaki hamam ve sokak içindeki iki katlı harap şeyh evi, harap çeşme, kuyu ve Haşim Baba Türbesi tamamen yok edilmiştir. Yerinde Geylani sitesinin blokları bulunmaktadır. Bu mescit hakkında, Ayvansarayî Hüseyin Efendi, şunları yazmaktadır: “Mescid fevkânîdir. Aslen Bandırmalı olan Şeyh Yusuf Nizameddin-i Celvetî ismiyle tanınan zatın hanesi iken, Sadrazam Hekimoğlu Ali Paşa sadarete geçince (12 Mart 1732), Şeyh Yusuf Efendi için yeni bir zaviye yaptırıp, içine minber de koyarak ibadete açmış ve camiye lâzım olan eşyaları ve vazifeli kimseleri İstanbul’da kendi adına yaptırdığı camiin vakfından tayin etmiştir.” Üsküdar’ın son devir ünlü tekkelerinden olan Haşim baba dergâhı tariken melamiyye-i hamzaviyye irşadı ile de tanınmış idi. En son şeyhi Yusuf Fahir baba’nın kabri de bu yerdedir. Haşim babanın kabri nakil edilmiş yerinde bulunmaktadır.
    9-BODRUMÎ ÖMER EFENDİ CAMİİ

    Açıklama

    Cami, Küçük Çamlıca Tepesi’nin güney eteklerinde ve Bodrumî Camii Sokağı üzerindedir. Cami Yığma taştan yaptırılmış olup çatısı ahşaptır Dört penceresinden ışık alan basit bir yapıdır. Minberi ahşap olup tahta minaresi 1970 senesinde yıkılmıştır. Bodrumî Camii Sokağı’na açılan bir kapıdan avluya girilir. Avlu kapısının hemen sağ tarafında mabedin kapısı bulunmaktadır. Avluda Bani Şeyhulislam Ömer Lutfi Bodrumi efendinin lahdi yer alır. 18 zilkade 1314 (18 Nisan 1897 M) tarihinde vefat etmiş olan ömer lutfi efendi nin köşküde cami yanında idi. Buraya yakın tarihte betonarmeden alt katları dükkânlar olan bir cami inşa edilerek eski eser niteliğindeki eski ufak bodrumi mescidine bitiştirilmiştir.
    10-BULGURLU MESCİT

    Açıklama

    Mabet, eski adı Kavukçular Sokağı olan Tavukçubakkal Sokağı ile Çavuşdere Caddesi’nin birleştiği yerde ve caddenin sağ köşesindedir. Eski bir yerleşim merkezi olan bu yerde birçok tarihi eser vardır. Camiin tam karşısında, yeri bugün hâlâ arsa olan fevkânî Mehmet Ağa Mektebi, sebili, Esma Sultan Çeşmesi ile Şehzade Bayezid Çeşmesi, yan tarafı nda Sandıkçılar Tekkesi ve Tavukçubakkal Sokağı üzerinde ise İstanbul’un fethinde bulunmuş olan Durbali Ağa’nın türbesi vardı. (Vaziyet krokisi için Sandıkçı Şeyh Ethem Baba Tekkesi bahsine bakınız.) Bulgurlu Mescit hakkında Hadîka yazarı şu bilgiyi vermektedir: “Bânisinin ismi ve kabri bilinmiyor. Küçük evkafta ve Üsküdar avarızı hüccetinde Bulgurlu Mescid diye yazılmıştır. Yakınında olan mektebi Mehmet Ağa namında hayır sahibi 1090 (1679) senesinde bina etmiştir. Sonradan Sadrazam Ragıb Mehmet Pa şa mescidi fevkânî olarak ihya ettirmiştir. Mescidin mahallesi vardır.” Sicill-i Osmânî yazarı merhum Süreyya Bey ise “Bulgurlu Mescidi bânisi Mehmet Ağa 1091 (1680)’de o mescidi bina ettirmiştir” demektedir. Yol seviyesinde olan mescit, zamanla ve bilhassa Çavuşdere’sinden gelen sel suları ile harap olmuş ve Sadrazam Ragıp Paşa (Sadareti: 1756-1763) tarafından yeniden ve fevkânî olarak yaptırılmıştır. Bu fevkânî mabet bilinmeyen bir tarihte, Berber Şaban Efendi tarafı ndan yeniden yaptırılmışsa da bir müddet sonra yanmış ve 1268 (1852-53) senesinde Bağdatlızâde Hacı Ahmet Bey, sokak seviyesinde ahşap olarak yeniden inşa ettirmiştir. Bu ahşap mabet de 1958-59 yıllarında ihya edilmiştir. Daha sonra 80 li yıllarda yeniden yapılmıştır.
    11-CEVRİ USTA CAMİİ

    Açıklama

    Bu cami, Nuhkuyusu Caddesinde Duvardibi’nden Bağlarbaşına giderken soldadır. Cami şimdi Zeynep Kamil Hastanesi Sitesinin içinde kalmıştır. Son halife Abdülmecit’in eşi Mihriban Hanım’ın kabri bu caminin haziresindedir
    12-ÇİÇEKÇİ CAMİİ (KÜÇÜK SELİMİYE CAMİİ)

    Açıklama

    Küçük Selimiye cami, Selimiye Tekkesi, Behçet-i Konevî Camii isimleriyle de anılır. Cami, Çiçekçi semtinde, Tunusbağı Caddesi üzerinde ve Selimiye Camii Sokağı ile Şair Nesimi sokakları arasındadır. Camiin sağ tarafında ve yolun karşısındaki kö şede 1217 (1802-3) tarihli Sultan III. Selim Çeşmesi ve onun az ilerisinde ise, 1181 (l767- 68) tarihli Ayşe Hatun Namazgâhı bulunmaktadır. Bu namazgâhın yanında ise, meşhur Çiçekçi Kahvesi vardı. Camiin karşısındaki Karacaahmet Mezarlığı’nda birçok devlet adamı, şair ve hattatlar gömülüdür. Hadîka yazarı Selimiye Camii’ni anlatırken; “Camiin inşasına 1216 (1801-2) senesi başlanı p 1220 Muharreminin 5. günü (5 Nisan 1805) külliya hitam olup ……. tarik-i Nakşibendiyeye mahsus bir âli tekke mükemmel olarak yaptırılmıştır” dedikten sonra, “Adı geçen tekkeye ilk defa şeyh olan Kangırılı Abdullah Efendi’dir. Padişahın hallinden sonra 8 Ekim 1807 günü Ahmed Paşa Medresesi’nde tedrisata başlamış ve 16 Aralık 1822’de Kudüs Mevleviyeti tevcih olunmuş, sonra avdetinde yolda vefat eylemiştir. Ulemadan bir zat imiş” diye eklemektedir. Cami, yapımından 30 sene sonra 1251 (1835) tarihinde Şair Pertev Paşa tarafından şimdiki şekliyle tamir edilmiş ve sağ tarafındaki alana ve Eczane Sokağı’na kadar uzanan yere, şeyh evi, derviş hücreleri ve diğer müştemilât binaları yapılmıştır. Ahşap olan bu yapılar zamanla harab olmuş ve yıkılarak yerlerine şahıs binaları inşa olunmuştur
    13-ÇİNGENE FIRINI CAMİİ (KARAKADI CAMİİ)

    Açıklama

    Mabet, Atlamataşı civarında, Selâmi Ali Caddesi ile Kassam Çeşmesi Sokağı’nın kavşağı yanında ve Selâmsız Caddesi üzerinde idi. 1935-37 seneleri arasında yıkılmıştır. Ahşap bir yapı idi. Minaresi de ahşap olduğundan cami yıkılınca bir yük arabasına konup Geredeli Mescidi’ne nakledilmişti. Hadîka yazarı şu bilgiyi vermektedir: “Bânisi Kara Alaaddin’dir. Kabri dahi ondadır. 1000 (1591-92) tarihinde vefat etmiştir. Minberini İmamzâde denmekle maruf Mustafa Efendi nam kimse vaz eylemiştir. Sonradan Arpacılar kethüdası el-hac İsmail Ağa, yanında bir mektep yaptırmıştır. Sonradan Diyarbakırlı Seyyid Feyzullah Efendi mescidi zaviye eylemiştir. Bu dahi onda medfundur. 1050 (1640-41) tarihinde vefat etmiştir. Bu zatın bazı eş’ar ve ilâhiyatı vardır. Bu mescidin mahallesi vardır.” Mescit, adını civarındaki bir fırından almıştır. Mabet, halk ağzında Karakadı, bu isimden bozma olarak Karagazi isimleri ile de anılırdı. Yanındaki İsmail Ağa Mektebi’nin diğer bir adı da Karakadı Mektebi idi. Eski Üsküdarlıların birçoğu bu mektepte okumuştu. Cami Betonarme olarak yakın tarihlerde inşa edilmiştir.
    14-DARÜ’Ş-ŞİFA MESCİDİ

    Açıklama

    Hadîka yazarı bu mabet için şunları söylüyor: “Bâniyesi, Valide-i Atik denmekle şöhret bulan Nurbânu Sultan’dır. Bu mescidin hademe ve vezaiŞ cami-i kebiri vakfından verilir. Minaresi yoktur.” Mescit, külliye ile birlikte ve 1583 tarihinde yaptırılmıştır. Burada imaret ve darü’ş-şifa çalı şanları namaz kılardı. İmaret ve darü’ş-şifanın Toptaşı Caddesi üzerindeki revaklı cümle kapısından girip, bu kapı nın karşısına isabet eden kapıdan Büyük Avlu’ya çıkacak olursak, avlunun sağ tarafının imaret, sol tarafının ise darü’ş-şifa veya bimarhane olduğunu görürüz. Mescit, bimarhane alt geçidinin üstündedir. Tamamen ahşap olan bu eser bugün pek harap durumdadır. Bu koridor şeklindeki geçide açılan bir kapıdan ve ahşap bir merdivenden mescide çıkılır. Dikdörtgen biçimindeki yapının dışa taşmalı ve büyük avlu tarafına bakan mihrabının iki tarafında camları olmayan ikişer, karşısındaki duvarda da dört penceresi vardır. Tavanı da ahşap olup şekillidir. Mescit, Sultan II. Mahmut tarafından ve 1250 (1834-35) tarihinde şimdiki şekliyle onarılmıştır. Bu tarihte bimarhane de tamir edilmiş ve cümle kapısı önündeki ahşap revak yaptırılmıştır
    15-DEBBAĞLAR CAMİİ (TABAKLAR CAMİİ veya KONYALI BİRADERLER CAMİİ)

    Açıklama

    Cami, Tabaklar Camii Sokağı’ndadır. Hadîka yazarı şu bilgiyi vermektedir: “Bânileri, Hacı Ferhat ve biraderi Hacı Mehmet namında kimselerdir. Vatan-ı aslileri Konya olup İstanbul’a geldiklerinde Üsküdar’da vaki Valide-i Atik Camii şeriŞ binası zamanına tesadüf etmekle bunlar dahi bazı hizmetlerde bulunup, camiin yapımı tamam oldukta artan malzemeyi istida ile Valide Sultan’dan istemişler ve böylece aldıkları izin üzerine Tabaklar Camii’nin binasına muvaffak olmuşlardı r. Bu mescidin yapımı, Valide Sultan Camii’nin tamamlanmasından dört sene sonra yani 995 (1587) senesindedir. Biraderlerin kabirleri Üsküdar haricinde Seyyid Ahmet Deresi adındaki yerdedir. Tabaklar Mescidi’nin mahallesi vardır.” Bu açıklamadan da anlaşılacağı üzere, Valide-i Atik Camii’nin artan malzemesi ile evvelâ Kurban Nasuh Camii ve sonra da bu Tabaklar Mescidi inşa olunmuştur. (Kurban Nasuh ve Salih Efendi camii bahislerine bakınız.) Valide-i Atik Camii yapımına 1571 tarihinde başlanmış ve 1583 senesinde bitirilmiştir. Fakat cami ibadete açılmadan ilâve kısmının inşaatı başlamış ve bu da 1589 yılında bitirilmiştir. (Valide-i Atik Camii bahsine bakınız.) Cami, 1218 (1803) tarihinde onarılmıştır. Mabedin duvarları taştan olup sağ taraftaki kısa minaresi tuğladandır. Üzeri çimento ile sıvanmıştır. Camiin çatısı ahşaptır. Sokağa açılan avlu kapısı üzerinde güneş şualı oval bir mermer taşa ayet yazılmıştır. Avluya iki üç basamakla inilmektedir. Hiç bir yerinde devrinden kalma kitâbesi yoktur. Kıble tarafındaki hazîrede, 1286 (1869)’da vefat eden Ser-halife-i meczüban-ı İlâhî Sadık Baba’nın, 1212 (1797)’de vefat eden İmam Ali Efendi’nin ve 1139 (1726)’da vefat eden Abdullah Efendi’nin kabirleri vardır. Cami ismini, Tabaklar Meydanı’nın yanından akan dereden almıştır. Bu dere kenarında, Valide- i Atik Camii’nin yapımı sırasında camiye akar olmak üzere “12 bab debbağhane kârhanesi” inşa edilmişti. Camiin civarında, 995 (1587) tarihinde Darüssaâde Ağası Mehmet Ağa tarafından yaptırılmış bir çeşme ile namazgâh, Bedevi Tekkesi, Hüseyin Baba’nın türbesi ile Balcı Ahmet Dede’nin türbesi bulunmaktadır. Mabet 1393 (1973)’te şimdiki şekliyle onarılmıştır.
    16-DİVİTÇİZÂDE ŞEYH MEHMET TALİB EFENDİ CAMİİ (SULTAN I MAHMUT CAMİİ)

    Açıklama

    Mabet, Ahmediye Meydanı civarında ve Gündoğumu Caddesi’nin sol tarafında, köşeye yakın bir yerde bulunuyordu. Camiin kıble tarafında, kapısı Toptaşı Caddesi’ne açılan Saçlı Şeyh Hüseyin Efendi’nin Sünbülî Tekkesi, son cemaat yerinin önünde ise, Korucu Baba’nın açık türbesi vardı. Üsküdar’ı n eski resimlerinde camiin ve türbenin yeri açıkça görülmektedir. Buna göre, mabedin son cemaat yeri ahşap olup sağ taraftaki minaresi, muntazam kesme taştan yapılmıştır. Kısa ve güdük olan bu minare, Gündoğumu Caddesi’nin hemen kenarındadır. Hadîka yazarı bu cami hakkında şu bilgiyi vermektedir: “İlk bânisi Hüdâyî Âsitânesi şeyhlerinden Devatcı zâde Mehmet Efendi’dir. Pederi ile beraber, Şeyh Camii ismiyle tanınan pederi Şeyh Mustafa Efendi’nin asar-ı hayriyesinden olan camiin haricinde medfunlardır. Vefat tarihi, 1090 (1679)’dır. Pederi Devatcı Şeyh Mustafa Efendi’nin vefatı daha öncedir. Bir süre sonra cami harabe haline gelince Padişah Sultan Mahmud Han-ı evvel hazretlerine arzuhal olunmuş, yeniden yapılmıştır
    17- EVLİYA HOCA CAMİİ

    Açıklama

    Cami, Evliya Hoca Mahallesi’nde, eski ismi Kurtoğlu, yeni ismi Kuşoğlu Yokuşu olan yol ile Evliya Hoca Sokağı’nın birleştiği yerde ve Kuşoğlu Yokuşu’nun sol köşesinde ve set üzerindedir. Bugün yalnız Evliya Hoca’nın açık türbesi durmaktadır. Türbe, bir duvarla çevrilmiştir. Burada bir kabir taşı görülmektedir. 1243 (1827-28) tarihli ve kâtibî serpuşludur. (Resim: Evliya Hoca Camii Türbesi)
    18-FAİK PAŞA CAMİİ

    Açıklama

    Cami, Acıbadem semtinde ve Tekin Sokağı’nın üzerindedir. Tamamen granit taşından kubbeli olarak yaptı rılan mabedin önündeki beton son cemaat yeri 1956-57 tarihlerinde inşa edilmiştir. Cami sahnı kare plânlı olup üç basamakla çıkılır. Sağır kubbe bir kasnak üzerine oturtulmuştur. Alt üst pencerelerden ışık alan mabedin minberi ahşaptır. Hiç bir yerinde kitâbesi yoktur. Sağ taraftaki minaresi taştandır. Camiin sol tarafında Faik Paşa’ya ait olduğu söylenen bir kabir vardır. Kabrin baş tarafında bulunan ince sütun şeklindeki şâhidesinde herhangi bir yazı yoktur. Ayak taşı konmamıştır. Sultan II. Abdülhamit (1876-1909) devrinde yaşamış beş Faik Paşa vardır. Camii bunlardan hangisinin yaptırdığı belli değildir. Cami avlusuna bitişik Faik Paşa’nın köşkü, 28. 2. 1961 tarihinde, Polis Huzur Evi olmuştur. Bu güzel yapı Aralık 1992 tarihinde kısmen yandı. Acıbadem Camii ismiyle de anılan mabet 1882 veya 1892 tarihinde yapılmıştır. Faik Paşa, evvelâ bu köşkü yaptırmış ve bir müddet sonra da şimdiki camiini bina ettirmiştir. Garip bir tesadüf olarak, Faik Paşa Camii’nin az ilerisinde Faik Bey Camii bulunmaktadır. Faik Paşa kabrinin yan tarafında, avlu duvarına dayalı vaziyette bir namazgâh taşı vardır. Bunun nereden getirildiği belli değildir. Üzerinde bir mihrap ayeti ve kabartma kandil şekli bulunmaktadır. Tarih yoktur
    18-FATMA HATUN MESCİDİ

    Açıklama

    Mabet, eski adları Selâmet, Selâmsız ve Çınar yokuşu olan bugünkü Selâmi Ali Efendi Caddesi ile Hatmi Sokağı’nın birleştiği yerde ve sokağın sol köşesindedir. Karşı köşesinde şimdi ev olarak kullanılan ve yakın tarihe kadar bir çok hadiselere sahne olan meşhur Yeniçeri Kahvesi, mescidin alt tarafında ve Hatmi Sokağı üzerinde 24 Eylül l973’de açılan Hilmi Çelikoğlu İlköğretim Okulu, tam karşısında caddeye ismini veren Şeyh Selâmi Ali Efendi Çeşmesi ve mescit sırasında cadde üzerinde hâlâ kabri bulunan Feyzullah Efendi’nin Hindu Tekkesi vardı. Hangi tarihte yapıldığı bilinmeyen mabet, Şair Lebib Efendi’nin hazırladığı kitâbeden de anlaşılacağı üzere 1176 (1762-63)’te yeniden yaptırılmıştır. Fakat mabet 2 Ağustos 1887 tarihinde tekrar yanmıştır. Kapı üzerinde bulunan kitâbesi kaybolur düşüncesi ile karşısındaki Selâmi Ali Efendi Çeşmesi üzerine konulmuştur ki, bugün de hâlâ oradadır. Mir’at-i İstanbul adlı eserin sahibi Mehmet Raif Bey, “mescidin kapısı üzerindeki tarih şudur” diyerek yukarıda yazılan kitâbenin aynısını yazmıştır. Bundan da Raif Bey’in mescidi, yanması ndın bir süre önce görmüş olduğu anlaşılmaktadı r. Eski Eserler’deki kayıt Şşinde mabedin “Bağ Odaları Mescidi” ismiyle kaydedildiği görülmektedir. Kabataş’ta, Bağ Odaları Sokağı üzerinde Bağ Odaları ismiyle bilinen ve Fatma Hatun tarafından yaptırılmış bir mabet daha vardır. İsim benzerliği yoksa, bu iki mescidin aynı kimse tarafından yaptırılmış olduğu söylenebilir.
    19-FENAYİ TEKKESİ CAMİİ

    Açıklama

    Buna Yaldızlı Tekke camii de derler.Üsküdarda kendi adını taşıyan mahalledeÇavuşbaşı Mektebi’nin karşısındadır.Kargir bir yapıdır.İçinin üç tarafı altlı üstlü mansurelidir.Camii ve tekkeyi Kütahya’lı Şeyh Seyyid Ali Efendi 1714 yılında yaptırmıştır.Burası bir Celveti Tekkesi idi.İlk şeyhi de kendisidir
    20-FETHİ AHMET PAŞA CAMİİ

    Açıklama

    Karacaahmet türbe ve tekkesinin tam karşısındadır. Kitabeden öğrendiğimize göre,bu camii evvelce Sultan Abdülmecit’in rikabdarlarından (özengi ağalarından)Rodos’lu Hacı Hafız Ahmet Ağa ahşap olarak yaptırmıştır.Oğlu Fethi Ahmet Paşa yeniden ve taş olarak inşa ettirmiştir.Yanlış olarak Karacaahmet cami olarak da söylenilmektedir. Alt kısmındaki su tesisi dükkan haline getirilmiştir. Esasen mülhak vakıf olan Rodoslu Ahmet paşa vakfının aile fertlerinin mezarları az ileride cadde üzerinde Duvardibi su terazisine yakın yerde bulunmaktadır
    21-FEYZİYE CAMİİ (BÜLBÜLDERESİ CAMİİ)

    Açıklama

    Cami, Bülbüldere-Bağlarbaşı yolu ile Selânikliler Sokağı’nın birleştiği yerde ve köşe başındadır. Hemen yanından başlayıp Selâmsı z Tepesi’ne kadar uzanan kabristan da Bülbüldere Mezarlığı veya Selânikliler Mezarlığı adını taşır. Mezarlığın Selâniklilere ait olan kısmı 1300 (1882-83) tarihlerinde cami ile beraber tesis edilmiştir. Camiin avlu kapısı, Selânikliler Sokağı’na açılmaktadır. Kapının sol tarafında ulu bir çınarın altında ve avlu duvarı önünde Asadar Baba’nın açık türbesi vardır. Kapının karşısında ise 1112 (1700) tarihli Valide Kethüdası Çeşmesi bulunmaktadır. Kethüda Çeşmesi’nin karşısında 1300 (1882- 89) tarihli Feyziye Mektebi ve onun altında ise 1141 (1728) tarihli Hatice Sultan Çeşmesi bulunuyordu. Bu camiin civarında Hammal Mehmet Ağa Camii, Osman Dede Camii, Yeşilbaş Türbesi ve Bülbüldere Özbekler Tekkesi mevcuttu. (Bu eserlerin bahislerine bakınız.) Cami, 1300 (1882-83) tarihinde Selânikliler tarafından aralarında para toplamak sureti ile yaptırılmıştır. Selânikliler, 1877-78 Osmanlı- Rus Harbi’nden sonra peyderpey İstanbul’a göç etmeye başlamışlar ve bu, 1897 Türk-Yunan Harbi ile 1912 Balkan Harbi’nden sonra en üst düzeye ulaşmıştır. Hepsi zengin olan bu insanlar, Şişli ve Nişantaşı semtlerine yerleşmişler ve kendi çocukları nın okuması için 1296 (1879) tarihinde Şişli Terakki Lisesi’ni ve 1302 (1885) tarihinde de Feyziye Lisesi’ni tesis etmişlerdir. Camiin H. 1300 tarihinde yapıldığını gösteren kitâbesi son cemaat yeri duvarının üzerinde ve avluya bakan yüzündedir
    22-GÜLFEM HATUN CAMİİ

    Açıklama

    Cami, Gülfem Sokağı ile Eski Mahkeme Arkası Sokağı’nın birleştiği yerde ve ikinci sokağın sağ köşesindedir. Hadîka’da şu açıklama vardır: “Bâniyesi, Sultan Süleyman Han’ın Harem-i Hümâyunları cariyelerindendir. Camiye yakın caddeye nazır türbesi ve hemen yanında mektebi dahi vardır. Mezar taşında; Sâhibetü’l-hayrat saide şehide Gülfem Hatun Ş sene tis’a ve sittîn tis’a mie-969 (1561-62) yazılıdır. Bu camiin mahallesi vardır.” Gülfem Hatun, 1561 tarihinde şehid edilmiş fakat camisini 946 (1539-40) tarihinde yaptırmıştır. Cami, 1850 tarihinde geçirdiği yangın felâketinden sonra, ihtimal ilk taş kaybolmuş veya mabet ile beraber türbesi de yandığı için taş, kireç haline gelmiş ve yenisini yazmak icab ettiğ i zaman da bu yanlışlık yapılmıştır. Taşın sonradan konduğu ve kitâbesinin de yanlış yazıldığı “Gülfem Hatun bint-i Abdullah” ibaresinden de anlaşılmaktadır. Çünkü, Gülfem Hatun’un babasının ismi H. 949 tarihli vakŞyesinde de görüldüğü gibi Abdullah değil, Abdurrahman’dır. Küçük hazîrede Gülfem Hatun’dan başka üç kişi daha gömülü olup, biri 1050 (1640-4l) tarihinde vefat eden Hüdâyî Aziz Mahmud Efendi Camii mukabelecisi Mehmet Efendi’dir. Gülfem Hatun’un zengin bir kadın olduğu yukarı da söylenmişti. Bunu, Manisa muhasebe defterinden anlıyoruz. Defterdeki kayıtlardan; bu şehirde, Göktaşlı ve Çaprazlar mahallelerine yaptırdığı iki çeşme ve bir mektep için İstanbul’da vakıf dükkânlar, Üsküdar’daki cami için de Manisa’da 30 dükkân vakfettiği anlaşılmaktadı r
    23-HACI ÖMER CAMİİ

    Açıklama

    Bu camii Çengelköy’de Hamdullah Paşa Cami’nin yakınında bir sokak içindedir.Şair Sadi’nin hazırladığı kitabenin son mısrasından H.1312 tarihinde yenilendiği anlaşılmaktadır.Camiin banisi Hacı Ömer Efendi’dir.Mezarı Camii’nin haziresindedir
    24-HAMMAL MEHMET AĞA MESCİDİ

    Açıklama

    Mehmet Ağa adında bir hayır sahibi tarafından yaptırılmıştır. Yapıldığı tarih belli değildir. Mabet, zamanla harab olmuş ve 1935 tarihinde kadro harici bırakılarak satılmıştır. Mescid yerinin önünde bir çeşme ile kuyu bileziği hâlâ durmaktadır. Her ikisinde de kitabe veya tarih yoktur. Köşedeki meşruta da şimdi arsa halindedir. Dört duvarı kârgir çatısı ahşap küçük bir mabet idi. Bu eser, Hadîkatü’l-Cevamî’de adlı yazılmadığına göre, 1787 tarihinden sonra, ihtimal 19. yüzyıl ortalarında yapılmış olmalıdır
    25-HARAP MESCİT

    Açıklama

    Bânisi, Darüssaâde Ağası el-hac İbrahim Ağa’dır ki, Çaço İbrahim Ağa lâkabıyla tanı nır. Sultan IV. Murat devrinde 1048 (1638- 39) senesinde ağa olmuş ve iki sene sonra bu görevden alınarak ve yerine Sünbül Ağa tayin olunmuştur. İbrahim Ağa Mescidi zamanla harab olmuş ve İbrahim Ağa Mescidi ismi unutularak Harab Mescit adıyla anılır olmuştu. Tazıcılar Ocağı ile Zağarcılar Ocağı arasında olan meydanda bir mihrap ile kapısı kalmıştı. Tazıcılar Ocağı ise Üsküdar-Kadıköy asfalt yolu üzerinde ve eski Baytar Okulu’nun ön tarafı nda idi. Tazıcılar ahırları yakın zamana kadar duruyordu. Bugün meydan çeşmesi bulunmaktadı r. Harab Mescit adını sonradan alan Kızlar Ağası İbrahim Ağa Mescidi’nin karşısındaki Müsahip Hazinedar Ali Ağa Çeşmesi bugün de mevcuttur. Çeşmenin üzerindeki namazgâh taşı kaybolmuştur. Çeşme, mescitten 12-13 yıl sonra, 1654 tarihinde yapılmıştır. Bu tarihlerde Selimiye Kışlası’nın yerinde ise, meşhur Kavak Sarayı bulunuyordu. Sarayın duvarları, Kavak İskelesi Caddesi’ni takip ederek, Üsküdar- Kısıklı yolunun ayrıldığı yere kadar uzandığı ndan bu kavşak hâlâ ‘Duvardibi’ adıyla anılmaktadır. Burada, kavak kelimesi üzerinde biraz durmak gerekir. Osmanlı Devleti zamanında gümrük memurlarına ve gümrük muayenesinin yapıldığı yerlere ‘kavak’ denirdi. Rumeli ve Anadolu Kavağı isimleri de buradan gelmektedir
    26-HAYDAR PAŞA CAMİİ

    Açıklama

    Cami, eski Haydarpaşa Mesiresi’nde ve bugünkü Haydarpaşa tren istasyonunun arkası nda idi. Cami hakkında Hadîka yazarı: “Bânisi Mehmet Efendi’dir. Pederi Ömer Efendi’dir. Sultan III. Mustafa (1757-1774) devri ricalinden Cebehane memuru Ömer Efendi’nin ruhu için yaptırmıştır.” demektedir. Ömer Efendi, 1191 (1777) tarihinde vefat ettiğine göre, mabet, 1780 tarihlerinde yapılmış olmalıdır. Ömer Efendi’nin kabri, Kızıltoprak’ta Zühtü Paşa Camii’nin sol tarafındaki bakımsız hazîrededir. Bu küçük mezarlığın az ilerisinde Ömer Efendi’nin Kalyonlar Baş Halifesi olduğu sırada ve 1186 (1772-73) tarihinde yaptırmış bulunduğ u çeşme ve namazgâhı vardır. Camiin yanında halkın yanlış olarak Haydar Baba Türbesi dediği Abdullah Baba Türbesi bulunmaktadır. Bu cami de, Ömer Efendizâde Mehmet Efendi tarafından yaptırıldığı halde, bulunduğu yerin adını alarak Haydar Paşa Camii diye ünlü olmuştur. Haydar Paşa’nın, cami ve türbe ile bir alâkası yoktur. Bilindiği gibi bugün ismiyle anılan bölgeyi Haydar Paşa, padişah bahçesi olarak tanzim ettirmiş ve daha sonra da, bu geniş alan, kendi mülkiyetine geçmiştir. (Haydar Baba Türbesi bahsine bakınız.) Cami, 1873 tarihinde Haydarpaşa-İzmit tren hattının yapımı sırasında yıktırılmıştır
    27-HÜSREV AĞA CAMİİ (ESKİ HAMAM CAMİİ)

    Açıklama

    Cami, Eski Hamam karşısında, Darı Sokağı ile Kavaklı İskele Sokağı’nın birleştiği yerde ve 1141 (1728-29) tarihinde yaptırılan Sadrazam İbrahim Paşa Çeşmesi’nin arkasındadı r. Darı Sokağı, Tekel binalarının yapılmasından sonra traŞğe kapatılmıştır. Diğer sokak ise ismini, bu yolun sonunda bulunan gümrük teşkilâtı ndan almıştır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde, gümrük teşkilâtının diğer bir adı da ‘Kavak’ idi
    28-İHSANİYE CAMİİ

    Açıklama

    Cami, eski Sultaniye, daha sonra Çatmacılar, yeni Dr. Sıtkı Özferendeci Sokağı ile eski Çit, yeni Neyzenbaşı Halil Can Sokağı arasındadır. Her iki sokağa açılan kapıları vardır. Çit Sokağı’na açılan kapısının sağ tarafında 1240 (1824) tarihli bir çeşme bulunmaktadır. Camiin sağ tarafında Hafız İsa Ağa’nın, 1240 (1824-25) tarihinde yaptırmış olduğu çok büyük hazneli abdest muslukları mahalli ve onun yanında ise, Serasker Namık Paşa’nın oğlu Cemil Paşa’nın 1301(1883-84)’te yaptırmış olduğu küçük bir abdest teknesi vardır. Mabet, alt üst pencerelerden ışık alır. Alt pencerelerinin üst hizasına kadar Çanakkale çinileri döşenmiş olup, mihrabı ise mermer kaplıdır. Minberi ahşaptır. Tavanı beton olup orta kısmı kubbelidir. Aydınlık, ferah bir camidir. Minaresi sağda olup şerefesinin etrafı ve külah kısmı şekilli kesme taştır. Diğer kısımları çimento sıvalıdır
    29-İRANLILAR CAMİİ (SEYYİD AHMET DERESİ CAMİİ)

    Açıklama

    Mabet, Seyyid Ahmet Deresi’nin sol tarafı nda ve meyilli bir arazi üzerine inşa ettirilmiştir. Camiye, Nuhkuyusu Caddesi’nden ayrılan Seyyid Ahmet Deresi yolu ile gidildiği gibi, Karacaahmet Mezarlığı’nın takriben orta yerinde bulunan Şehitlik Namazgâhı’nın yanından ayrılan bir yoldan, Seyyid Ahmet Deresi üzerinde bugün mevcut olmayan taş köprü geçilmek suretiyle gidilirdi. Fevkânî olan bu minaresiz camiin altında gasilhane vardır. Duvarında müteaddid kitâbeler ve çeşmeler bulunmaktadır. Bunlardan biri 1321 (1903) tarihinde Hacı Mehmet Nâbi ve Hacı Rıza adında iki İranlı tarafından yaptırılan Hacılar Çeşmesi’dir. Gasilhane, 1271 (1857) tarihinde yapılmıştır. Bunu gösteren kitâbe kapısının yanındadır. Burada binanın, Cüneyd Ali adında bir kimse tarafından yapıldığı yazılıdır
    30-İRANLILAR CAMİİ (SEYYİD AHMET DERESİ CAMİİ)

    Açıklama

    Mabet, Seyyid Ahmet Deresi’nin sol tarafı nda ve meyilli bir arazi üzerine inşa ettirilmiştir. Camiye, Nuhkuyusu Caddesi’nden ayrılan Seyyid Ahmet Deresi yolu ile gidildiği gibi, Karacaahmet Mezarlığı’nın takriben orta yerinde bulunan Şehitlik Namazgâhı’nın yanından ayrılan bir yoldan, Seyyid Ahmet Deresi üzerinde bugün mevcut olmayan taş köprü geçilmek suretiyle gidilirdi. Fevkânî olan bu minaresiz camiin altında gasilhane vardır. Duvarında müteaddid kitâbeler ve çeşmeler bulunmaktadır. Bunlardan biri 1321 (1903) tarihinde Hacı Mehmet Nâbi ve Hacı Rıza adında iki İranlı tarafından yaptırılan Hacılar Çeşmesi’dir. Gasilhane, 1271 (1857) tarihinde yapılmıştır. Bunu gösteren kitâbe kapısının yanındadır. Burada binanın, Cüneyd Ali adında bir kimse tarafından yapıldığı yazılıdır
    31-KAPTAN PAŞA CAMİİ

    Açıklama

    Cami, aynı isimle anılan semtte ve bu semtin, Kaptan Paşa Sokağı ile Aziz Mahmut Efendi Sokağı arasında ve set üzerindedir. Üsküdar ve Boğaziçi’ne bakan hakim bir durumu vardır. Her iki sokağa açılan avlu kapıları bulunmaktadı r. Aziz Mahmud Efendi Sokağı’na açılan kapısı nın sol tarafında Şehzade Seyfeddin adına yaptı rılmış 1141 (1728-29) tarihli klâsik bir çeşme vardır. İki taraşı, taş bir merdivenden üst avluya çıkılmaktadır. Tam karşıda, Kaptan Paşa Sokağı’na açılan harpuştalı kesme taş avlu kapı sı bulunmaktadır. Bu iki kapıda kitâbe yoktur. Sağ tarafta, tek katlı ahşap meşruta binası ve onun yanında abdest muslukları mahalli yer almıştır. Sol tarafta ise, Kaptan Paşa Camii vardır. Mabedin önünde, bugün ahşap olan son cemaat yeri bulunmaktadır. Bunun sol tarafı, kesme taş duvarlı olup, klâsik demir parmaklıklı iki penceresi vardır. Planı kare şeklinde olan cami tek kubbelidir. Muntazam olmayan kefeki taşından yapılmış olup alt üst pencerelerden ışık alır. Üst pencerelerine camları renkli alçı şebekeler yerleştirilmiştir. Alt pencereler klâsik demir parmaklı klı ve mermer sövelidir. Kapakları ahşaptır. Eteğinde 16 penceresi bulunan ve üzeri kurşun kaplı kubbe, sekiz yüzlü bir kasnağa oturtulmuştur. Bu kasnak, mabedin dört köşesinden yarım kubbelerle desteklenmiştir. Kıble tarafı nda cami duvarına oturtulan kubbe kasnağı, kapı yönünde iki mermer sütuna bindirilmiştir. Mermer minberi zarif ve güzeldir. Yan korkulukları şebekelidir. Vaiz kürsüsü ahşap, mihrabı ise alçı istalaktitlidir. Camiin içi, çiniler ve kalem işleri ile bezenmiştir. Çiniler, Edirnekapı civarındaki Tekfur Sarayı’nda yapılmıştır. Yanmadan evvel tamamen çini kaplı olduğu anlaşılan mabedin, bugün yalnız alt pencerelerinin üst hizasına kadar çini döşelidir. Bunlar, XVIII. yüzyıl çinilerinin en güzel örnekleridir. Fakat pek çoğu kaybolmuştur. Bugün yalnız alt bölmede çini görülmektedir
    32-KAPTAN PAŞA CAMİİ

    Açıklama

    Cami, aynı isimle anılan semtte ve bu semtin, Kaptan Paşa Sokağı ile Aziz Mahmut Efendi Sokağı arasında ve set üzerindedir. Üsküdar ve Boğaziçi’ne bakan hakim bir durumu vardır. Her iki sokağa açılan avlu kapıları bulunmaktadı r. Aziz Mahmud Efendi Sokağı’na açılan kapısı nın sol tarafında Şehzade Seyfeddin adına yaptı rılmış 1141 (1728-29) tarihli klâsik bir çeşme vardır. İki taraşı, taş bir merdivenden üst avluya çıkılmaktadır. Tam karşıda, Kaptan Paşa Sokağı’na açılan harpuştalı kesme taş avlu kapı sı bulunmaktadır. Bu iki kapıda kitâbe yoktur. Sağ tarafta, tek katlı ahşap meşruta binası ve onun yanında abdest muslukları mahalli yer almıştır. Sol tarafta ise, Kaptan Paşa Camii vardır. Mabedin önünde, bugün ahşap olan son cemaat yeri bulunmaktadır. Bunun sol tarafı, kesme taş duvarlı olup, klâsik demir parmaklıklı iki penceresi vardır. Planı kare şeklinde olan cami tek kubbelidir. Muntazam olmayan kefeki taşından yapılmış olup alt üst pencerelerden ışık alır. Üst pencerelerine camları renkli alçı şebekeler yerleştirilmiştir. Alt pencereler klâsik demir parmaklı klı ve mermer sövelidir. Kapakları ahşaptır. Eteğinde 16 penceresi bulunan ve üzeri kurşun kaplı kubbe, sekiz yüzlü bir kasnağa oturtulmuştur. Bu kasnak, mabedin dört köşesinden yarım kubbelerle desteklenmiştir. Kıble tarafı nda cami duvarına oturtulan kubbe kasnağı, kapı yönünde iki mermer sütuna bindirilmiştir. Mermer minberi zarif ve güzeldir. Yan korkulukları şebekelidir. Vaiz kürsüsü ahşap, mihrabı ise alçı istalaktitlidir. Camiin içi, çiniler ve kalem işleri ile bezenmiştir. Çiniler, Edirnekapı civarındaki Tekfur Sarayı’nda yapılmıştır. Yanmadan evvel tamamen çini kaplı olduğu anlaşılan mabedin, bugün yalnız alt pencerelerinin üst hizasına kadar çini döşelidir. Bunlar, XVIII. yüzyıl çinilerinin en güzel örnekleridir. Fakat pek çoğu kaybolmuştur. Bugün yalnız alt bölmede çini görülmekt
    33-KAVAK İSKELESİ MESCİDİ

    Açıklama

    Hadîka’da şu malumat vardır: “Bânisi Sultan Mehmet Han-ı rabi’ asrında hazinedar olan Lala Beşir Ağa’dır. ‘el-hatime’ 1077 (1666-67) tarihinde bina olunmuştur. Minberini Darü’s-saâde Ağası ve Şeyhü’l-harem Hacı Beşir Ağa ‘İzzethane’ 1133 (1721) tarihinde devr-i Ahmet Han-ı salisde vaz eylemişdir. Ağa-yı mezburun iki defa Ağalığı olub tafsil-i hâli yukarıda bir kaç mahalde mürûr etmiştir. Tarih-i vefatı 1159 (1746) senesindedir. Civâr-ı Hazreti Halid bin Zeyd (r.a.)da türbe-i mahsusasında medfundur. İstanbul’da dahi camii vardır.” İstanbul’daki camii, Bâbıâlî yakınında, Alayköşkü Caddesi ile Hükümet Konağı Caddesi’nin birleştiği yerdedir. Beşir Ağa Camii veya Ağa Camii adlarıyla anılır. Ayrıca Eyüp’te Haydar Baba Mahallesi’nde bir darülhadis, mektep, çeşme ve kütüphane yaptırmıştır. Bunlardan başka İstanbul’da Mercan Camii yanında, Kocamustafapaşa civarında Ali Fakih Camii karşısında, Kapalıçarşı’da Bedesten ve Mercan kapıları arasındaki namazgâhlı sebil içinde, Ayasofya Camii karşısında Yerebatan Sarnıcı önünde ve Beyoğlu Tepebaşı civarında Asmalı Mescit Sokağı’nda 1740 tarihli çeşmeleri vardır. Beşiktaş’ta bir çeşmesi daha vardır
    34-KAVSARA MUSTAFA EFENDİ CAMİİ

    Açıklama

    Cami, Çavuşdere semtinde, Çavuşdere Caddesi ile, eski adı Bağlarbaşı Caddesi olan şimdiki Kartal Baba Caddesi’nin birleşti ği yerde ve bu isimle bilinen türbenin sağ tarafı ndadır. Kavsara Baba Türbesi’ni yeniden tamir eden, mahallenin 60 yıllık sakini DDY’den emekli Bay Hamdi Erengülü’nün ifadesine göre mescit, yığma moloz taşından yapılmış olup ahşap çatılıdır. Tekkenin Kartal Baba Caddesi’ne açılan bir kapısı bulunduğu gibi, Abacı Dede Sokağı ile Çavuşdere Caddesi’ne de açılan kapı ları vardır. Bu iki kapı, bu yollara açılan çıkmaz sokakların nihayetinde bulunuyordu. Abacı Dede Sokağı’ndaki çıkmaz sokağın sağ tarafındaki türbede medfun olan Abacı Dede, bu beyin ifadesine göre Kavsara Baba Tekkesi’nin şeyhlerinden imiş. Tekkenin bu kapısı yanında küçük bir de hazîre varmış.
    35-KAZASKER CAMİİ (DİVİTÇİLER CAMİİ)

    Açıklama

    Mescit, Zeynep-Kâmil Hastahanesi civarı nda, Divitçiler Caddesi ile Salı Soka ğı’nın birleştiği yerde ve caddenin sol köşesinde idi. Tam karşısında Avnizâde Kadirî Tekkesi ve bu tekkenin önünde ise Kethüda Mehmet Ağa’nın 1142 (1729-30) tarihli çeşmesi vardı. Bugün yerlerinde Zeynep-Kâmil İlköğretim Okulu bulunmaktadır. Mabedin sol tarafında ve yol aşırı yerde bir çıkmaz sokak üzerinde meşhur Bayramiye’den Salı Tekkesi, arka tarafında ve Arakiyeci Sokağı üzerindeki bir çıkmaz sokak içinde ise Ahmet Keşfî Efendi Tekkesi bulunuyordu. Bu tekkenin diğer bir kapısı Eski Ekmekçibaşı Sokağı’ na açılıyordu. Kazasker Camii ve Mezarlı ğı dahil, bugün hiç biri mevcut değildir. Mezarlı ktaki taşların bir kısmı, 1971 de Salı Soka ğı karşısına isabet eden, Karacaahmet Mezarlı ğı’na nakledilmiştir. Bunlar arasında h. 1146 tarihinde vefat eden şair doktorlarımızdan Ali Hikmet Münşi Efendi’nin de kabri vardır. Mescit, Muallimzâde Kasazker Ahmet Efendi tarafından yaptırılmıştır. Kendisi, 910 (1504- 5)’te Bursa’da dünyaya gelmiş ve tahsilini tamamladı ktan sonra bir çok medreselerde ders okutmuş ve 957 (1550-51)’de Rodos Sultanisi müderrisi ve 974 (1566-67)’de Anadolu ve aynı yılın haziranında Rumeli Kazaskeri olmuştur. 979 (1571-72)’de emekli olmuş ve Rebiülevvel 980 (Temmuz 1572)’de vefat etmiştir. Fatih Camii’nde namazı kılındıktan sonra cenaze Bursa’ya götürülmüş ve orada, babası eşŞeyh Muslihiddin Efendi’nin Zeyniler’deki mezarı yanına gömülmüştür. Zeyniler Zaviyesi yanında camii ve İstanbul’da evi yakınında bir medresesi vardı. Zeyniler Camii, Emir Sultan Camii’nin doğusundadır
    36-KERİME HATUN CAMİİ

    Açıklama

    Bu cami Çengelköy dedir.Minaresi sağındadır.Kitabesine göre bu cami H.1068 yılında Kapıağası Ahmet Ağa tarafından ölen anası Kerime Hatun adına yaptırılmıştır.Cami girişindeki fevkani mektep yıktırılmıştır.iki yol çatalındaki cami mimari özelliğini kısmen korumaktadır.
    37-KUMRU MESCİDİ (ARSLAN AĞA MESCİDİ)

    Açıklama

    Mabet, Şeyh Camii Sokağı ile Selman Ağa Çeşme Çıkmazı’nın birleştiği yerdedir. Küçük Yokuş yolu ile Sultantepe’ye uzanan yolun sağ tarafında olup, yan tarafında, Mahpeyker Kösem Sultan’ın kethüdası Arslan Ağa’nın eşi ve kızının müştereken yaptırmış oldukları 1060 (1650) tarihli bir çeşme vardır. (Bu çeşme bahsine bakınız.) Hadîka yazarı, “Bânisi Kumru Mehmet Ağa’dır. Kabri, Üsküdar haricindeki mezaristandadır. Bu mescidin mahallesi yoktur” demektedir. Mescidin hangi tarihte yapıldığı belli değildir. Fevkânî olan mabet, bir kaç tamir görmüş ve bu yüzden de, bir kaç kere isim değiştirmiştir. Bundan dolayı, Abdullah Efendi Mescidi, Hammal Başı Mescidi, Abdi Efendi Mescidi ve Arslan Ağa Mescidi isimleri ile de anılır. Arslan Ağa tarafından yapıldığı, doğru olduğu taktirde, mescidin 1056 (1646) veya 1060 (1650) tarihlerinde yapıldığı ortaya çıkar. Çünkü bu tarihlerde Arslan Ağa ve ailesi bu mevkiye birer çeşme yaptırmışlardır
    38-KURUÇEŞME CAMİİ

    Açıklama

    Bu cami Üsküdar’da Bülbül deresinden Bağlarbaşına çıkan asfaltın üzerinde sağda ve tarihi Kuruçeşme’nin karşısındadır. Mimarı Ömer Kirazlıoğlu’dur. İnşaata 1954 yılında başlanmış ve 1957 yılında bitirilmiştir. Betonarme yapıdır. Şadırvanı vardır. Karşısındaki çeşmeden ve semtten isim almıştır
    39-MEHMET AĞA MESCİDİ (KEMER ALTI CAMİİ)

    Açıklama

    Mescit, Atpazarı semtinde ve Valide-i Atik Çeşmesi Sokağı, Toptaşı Caddesi ve Büyük Selim Paşa Caddesi’nin birleştiği meydanda idi. Bugün mevcut olmayan bu fevkânî yapının altındaki kemerden Toptaşı Caddesi geçiyordu. Bundan dolayı mabet, ‘Kemerli Cami’ veya ‘Kemer Altı Camii’ adıyla da anılırdı. Camiin sol tarafında, yine aynı kimse tarafından yaptırılan 998 (1589-90) tarihli çeşme ve ön tarafında, Valide-i Atik Çeşmesi Sokağı’nın solunda ise ağanın aynı tarihte inşa ettirdiğ i sıbyan mektebi bulunmaktadır. Hadîka’da şu bilgi bulunmaktadır: “Bu dahi fevkânîdir. Bânisi, Darü’s-saâde Ağası Mehmet Ağa’dır ki, İstanbul’da Çarşamba Pazarı yakınında bir camii ve türbesi dahi olup 999 (1590-91) tarihinde vefat ederek türbesinde medfundur. Bu mescit yakınında bir çeşmesi dahi vardır. Valide-i Atik imamlarından Mustafa Efendi minberini koymuştur.” Mehmet Ağa’nın Yeni Çeşme diye bilinen bir mescidi ve bir de çeşmesi vardır. (Bu eserler bahsine bakınız.) Mir’at-i İstanbul adlı eserin sahibi Mehmet Raif Bey; “Kemeraltı Camii denmekle ma’ruf camiin altında bulunan çeşme üzerinde mahkuk kitâbe budur” dediğine göre cami 1888 tarihlerinde mevcuttu. Dörtyol olan ve önündeki küçük meydanda çok eskiden beri Atpazarı kurulan bu mabet, Toptaşı Tımarhanesi’nin büyütülmesi sırasında 1915 senelerinde, yolun genişletilmesi bahanesiyle yıktırılmıştır. (Resim: At Pazarı semti. Mehmet Ağa Mescidi bu meydanda bulunuyordu.)
    40-MEVLEVİHANE MESCİDİ

    Açıklama

    Mescit, İmrahor semtinde ve Doğancılar Caddesi ile Tulumbacılar Sokağı’nın birleştiği köşededir. Üsküdar Mevlevihanesi, Galata Mevlevihanesi şeyhi Sultanzâde Numan Halil Dede tarafından kurulmuştur. Numan Bey, Yeğen Ali Paşa’nın oğlu olup Hüseyin Necip Bey isminde bir de kardeşi vardır. Ali Paşa, kasapbaşılıktan Silâhtar olmuş ve sonra sıra ile Erzurum, Konya, İnebahtı, Tırhala, Aydın ve Cidde valiliklerinde bulunduktan sonra Recep 1198 (Haziran 1784) tarihinde vefat etmiştir. Numan Halil Bey, 1201 (1787)’de dünya nimetlerinden vazgeçerek Konya’ya çekilmiş ve Mevlâna Dergâhı’nda çile çıkardıktan sonra mevlevi olmuştur. Galata Mevlevihanesi meşîhatinde bulunan Bakkalzâde Konyalı Ali Dede’nin vefatından sonra 2 Safer 1201 (24 Kasım 1786) tarihinde bu mevlevihaneye şeyh olmuştu. Numan Bey’in, üç yıl sonra meşîhati ref olunmuş ve 1205 (1790)’da Üsküdar’daki evini tadil ederek bugünkü mevlevihaneyi kurmuştur. Kendisi sekiz yıla yakın bir zaman şeyhlik yaptıktan sonra 26 Recep 1213 (3 Ocak 1799) tarihinde vefat etmiş ve semâhanenin altında bulunan Dedegân Türbesi’ne gömülmüştür. Meşhur Ahmed Vesim Paşa da bu türbede gömülüdür. Mevlevihanenin en son Şeyhi Ahmet Remzi Akyürek merhumdu. Mevlevihane Semahaneden ayrı bir şeyh evi ve dedegan için hücrelerin olduğu meşrutadan meydana gelmiştir. Şadırvanı sonradan ilavedir. Havuzu ve haziresi orjinaldir
    41-MİRAHUR CAMİİ (İMRAHOR CAMİİ)

    Açıklama

    Hadîkatü’l Cevami’de Ayvansarayî, Mirahur (İmrahor) Camii ile alâkalı şu bilgileri vermektedir: “Bânisi, Sadrazam Cağalazâde Sinan Paşa’nın Mirahuru el-hac Mehmet Ağa’dır. Kabri bilinmiyor. Karşısında Ayşe Sultan Darü’l-kurrası vardır. Yine karşısında cami sahibi Mihrimah Sultan’ın mektebi vardır. Sinan Paşa, Eğri fethinden sonra 1005 Rebiyülevvelinin evahirinde (1596 Ekiminin başları) Damat İbrahim Paşa’nın azlinde Sadrazam olmuştur …… Ocak / Şubat 1605’de Diyarbakır’da vefat etmiştir. Bu mescidin mahallesi vardır.” Osmanlı Arşivi’ndeki 1207 (1792) tarihli bir inhâda “Ayşe Sultan’ın Üsküdar’da yaptırdığı Mirahur Camii” diye yazılıdır. Mihrimah Sultan’ın kızı olan Ayşe Hanım Sultan 1005 (1596) tarihinden hemen sonra vefat etmiştir. Kabri, Aziz Mahmud Hüdâyî Efendi Türbesi civarındadır. Mabet, 1006 (1597) senesinde yapılmıştır. Kapısı önünde iki beton direğin taşıdığı bir saçağı vardır. Son cemaat yerinin üzeri kadınlar mahfilidir. Bu mahfil sol tarafta mihraba doğru uzamaktadır. Mabet alt üst pencerelerden ışık alır. Minberi ahşap olup mihrabı mermer kaplı ve dışa taşmalıdır. Sağ taraftaki minaresinin kaidesi kesme taş, üstü tuğladır. Üzeri sonradan çimento ile sıvanmıştır. Camiin önünde asırdide bir çınar mevcuttur. Karşı kaldırım kenarında bulunan sadaka taşı ise taşıtılarak cami penceresi önüne diktirilmiştir
    42-MİSKİNLER TEKKESİ MESCİDİ (DEDELER MESCİDİ)

    Açıklama

    Mescit, eski Bağdat Yolu (Ulu yol) yeni Karacaahmet-İbrahimağa Bulvarı üzerinde olup İbrahim Ağa Çayırı’na giderken sol tarafta ve 1226 (1811) tarihinde yaptırılan İsa Ağa Çeşmesi’nin hemen arkasında idi. Mescidin sağ tarafında ve biraz ileride, Şehitliğe giden yolun başında ise o civara ismini veren Şerif Paşa Kuyusu bulunmakta idi. Mescit ve odalardan bugün eser kalmamıştır. Yalnız arka tarafında bir kaç kabir vardır. Çimento ile sıvanan mezarların üzerine, yeni yazı ile ‘Miskin Baba’ diye yazılmıştır. Hamzavî şâhidesi üzerinde değişik bir rumuzu olan bir kabir, 1129 (1717)’de vefat eden “Miskin Dede el-hac Hüseyin”e aittir. Yavuz Sultan Selim, 920 (1514) tarihinde İran Seferi’ne çıkarken ismini bilmediğimiz, Miskin Dede’yi de yanına almıştı. 20-23 Nisan 1514 günleri Üsküdar’da kalan padişah, bu sırada Dede’nin isteği üzerine ona bu dergâhı yaptırmıştı. Orduyla beraber, 17 Mayıs 1514 de Seyitgazi’ye gelen Miskin Dede, burada türbedar kapısını yeniden yaptırmış ve kapı yanındaki duvara da Arapça bir kitâbe koydurmuştu. Kitâbedeki arapça ifadenin anlamı “Miskin Dede’nin sevgisi bu türbedar kapısını yeniledi. Allah onun başının toprağını güzel kılsın, sene 921″dir. Hadîkatü’l-Cevâmî adlı kıymetli eserinde Ayvansarayî Hafız Hüseyin Efendi şunları yazmıştır: “Miskinler Mescidi denmekle maruftur. Bânisi Mısır Fatihi Sultan Selim Han’dır. Binası 920 (1514) tarihindedir. Bu miskin tabiri fakir demek olmayıp belki bir illet-i mahsusa olup, bir soy gibi bir sınıf kimselerde vuku buluyordu. Her kimde zuhur ederse bunlara gidildiği zaman o illetten bir nişane zuhur etmiş ise yanlarına alırlar ve illa başka kimseyi içeriye dahil etmezler. Gerek erkek gerek kadın cümlesi miskin olmak şarttır. Sadakaları eksik değildir. Yine kendilerinden bir şeyhleri ve kendilerine mahsus ayinleri olup eşleri ve evlâtları cümle o mahaldedir. Mescitlerinin minberini Yağlıkçı Mehmet Emin Paşa 1172 (1758-59)’da vaz eylemiştir.” Tekkenin burada kurulması tesadüf değildir. Halkın sadakaları ile yaşamlarını sürdürmeleri için o devrin en işlek yolu tercih edilmiştir. Yolculuğa çıkanlar veya dönenler mutlaka bu yoldan geçerler ve sadaka taşlarına gönüllerinden kopanı bırakırlardı. Hastahanenin kurulduğu 1514 senesi Üsküdar bugünkünden çok küçüktü. Şehir henüz İnadiye, Tunusbağı, Çiçekçi ve Selimiye’ye kadar yayılmıştı. Tekkenin bulunduğu mevki, şehrin pek uzağında sayılıyordu
    43-MURAT REİS MESCİDİ

    Açıklama

    Banisi, Kanunî Sultan Süleyman’ın deniz ümerasından Murat Reis olup 1018 (1609) tarihinde vefat etmiş ve Rodos Adası’ndaki türbesine gömülmüştür. Kadro harici bırakılan mabet, 1973 tarihine kadar harap durumda olup, bir kaç duvar bakiyesi ile minaresinin kaidesi kalmıştı. Halk tarafından kesme taş olarak yaptırılmıştır. Fevkânîdir. Murat Reis’in başka hayratı da vardır. 1609’da vefat ettiğine göre, mescidi bu tarihten evvel yaptırmıştır. Murat Reis, Sultan Süleyman devrinde Mısır Kaptanlığı’ndan azlolunan Pirî Reis’in yerine Mısır Kaptanlığı’na atanmış ve Pirî Reis’in Basra’da bırakmış olduğu Osmanlı Donanmasını Süveyş’e getirmeğe memur olmuştur. Mescid orijinal Mimari özelliğini kaybetmiş durumdadır
    44-NAMAZGÂH CAMİİ (CAVİT AĞA CAMİİ)

    Açıklama

    Kısıklı ile Ümraniye arasında, Alemdağı Caddesi ile İzzet Bey Sokağı’nın birleştiği yerde ve sokağın sol köşesindedir. Sağ köşede ise ünlü Musahib Cavit Ağa Köşkü bulunuyordu ki, bugün yeri arsadır. 1974 tarihlerinde çok harap durumda idi. Sokağa ismi verilen Mustafa İzzet Efendi ünlü bir hattatımız olup mabet içinde levhaları vardır. Kendisi 1293 (1876) tarihinde vefat etmiştir. Kabri, Tophane’deki Kadirîler Tekkesi hazîresindedir. Cami, Sultan II. Abdülhamit’in harem ağalarından Musahib Cavit Ağa tarafından 1906 tarihlerinde yaptırılmıştır. Ağa’nın aynı tarihlerde, Ortaköy sırtlarında yaptırdığı bir mabedi daha vardır. Cavit Ağa, Sultan Hamit’in son günlerine kadar, Selânik ve Beylerbeyi saraylarında hizmetinde bulunmuş bir kimsedir. Vefat tarihi belli değildir. Mabedi yaptırdığı sırada, sol tarafındaki Bostancıbaşı Abdullah Ağa Namazgâhı’nı da tanzim ettirmiştir. Zamanla harap olan ahşap mabet 1960 tarihinde yine ahşap olarak tamir ettirilmiştir. 80’li yılların sonunda yanan cami aslına uygun olarak yeniden yapılmıştır. Kitâbesi yoktur. Minberi ahşaptır. Mihrabı dışa taşmalıdır. Sağdaki minaresi de ahşap olup şerefesi üzerinde sekiz ahşap sütunun taşıdığı bir külâhı vardır ki, çok güzel bir görünüme sahiptir
    45-NUHKUYUSU CAMİİ (CEVRİ USTA CAMİİ)

    Açıklama

    Cami, Nuhkuyusu Caddesi ile Toptaşı Caddesi’nin birleştiği yerde ve ikinci caddenin sol tarafındadır. Dr. Fahri Atabey tarafından genişletilen Zeynep-Kâmil Hastahanesi, bu mabedin hemen yanında olup, cami onun kaloriferi ile ısıtılmaktadır. Toptaşı Caddesi’ne göre, yüksek bir set üzerinde bulunduğundan avluya, ondört beton merdivenle çıkılmaktadır. Küçük avlunun solunda üç kabirlik bir hazîre vardır. En eski şâhide 1228 (1813) tarihli olup Bektâşî Babaları’ndan Fethi Baba’ya, diğerleri ise Zeliha ve Hatice Hanımlar’a aittir. Kare plânlı mabet, kesmetaş kaplıdır. Sağır kubbesi, dört kemer üzerine oturtulmuştur. Üç cephesinde yüksek ve büyük pencereler vardır. Minberi ahşap olup, kubbe ve duvarları kalem işi desenlerle bezenmiştir. Sağ taraftaki minaresi kesme taştandır. Şekilli külahı ve alemi taştandır. Hiç bir yerinde kitâbesi yoktur. Mabedin hangi tarihte yapıldığı belli değildir. Hadîka yazarı, Ayvansarayî Hafız Hüseyin Efendi bu camiden bahsetmemiştir. Buna göre, Hadîkatü’l-Cevâmi’nin hazırlandığı 1768 tarihlerinde mabedin mevcut olmadığı anlaşılır. Camiin mihrabı önündeki küçük hazîrede, 15 Recep 1199 (24 Mayıs 1785) tarihli bir şâhide vardır. Bu da hazîrenin en eski tarihli taşı olup Şeyh İsmail Efendi’ye aittir. Başında dört dilimli bir Bektâşî tacı vardır. Yanında ayrıca, şâhideleri yok olmuş oniki dilimli iki Bektâşî sikkesi daha mevcuttur
    46-PAZARBAŞI MESCİDİ

    Açıklama

    Mescit, Pazarbaşı Mahallesi’nde ve Kabzımal Sokak üzerinde bulunmaktadır. Hadîka yazarı, “Bânisi Pazarbaşı Ahmet Ağa’dır. Kabri bilinmiyor. Mahallesi vardır.” demektedir. Mir’at-i İstanbul yazarı ise mescit hakkında şu bilgiyi vermektedir: “Bu mahalde 1109 (1697)’de Pazarbaşı Ahmet Ağa tarafından kârgir ve minaresi ahşap olarak bina olunmuş bir mescit mevcuttur. Ahmet Ağa, 1121 (1709)’da vefat edip mescidine defn edilmiştir.” 1314 (1896) tarihinden sonra mabet büyük bir tamir görmüş ve minaresi tuğladan yapılmıştır. Daha sonra ahşap çatısı 1942 kışında çökmüştür. Mabet, ancak bir oda kadardır. Yığma moloz taşından yapılmış kalın dört duvarı ve şerefesi altına kadar yıkılmış tuğla minaresi mevcut iken 1980 tarihinde yeri değiştirilmek suretiyle yeniden yapılmıştır. Oldukça geniş avlusunda kitâbesiz bir kuyu bileziği vardır. Kalın ve kısa minaresine kadınlar mahŞlinden çıkılmakta idi. Mescidin, sağ ve sol duvarlarında ikişer, mihrabın iki yanında ise birer pencere bulunuyordu. Eskiden, Padişah Sarayı ile bütün diğer saraylara ve bu arada Galata Sarayı ile Eski Saray Mektepleri’nin sebze ve diğer ihtiyaçlarını temin eden kimseye Pazarbaşı denirdi ve ekseriya bu iş için Enderun kilercisi seçilirdi. Bundan dolayı, mescidin üzerinde bulunduğu sokağa, Kabzımal Sokak adı verilmiştir
    47-SALACAK CAMİİ (TEŞRİFATÇI CAMİİ)

    Açıklama

    Cami, Salacak vapur iskelesinin hemen yanında ve Salacak İskele Sokağı’nın sağ köşesinde ve deniz kıyısında idi. Denizle mabet arasında, sonradan üzeri yol olan geniş bir duvar vardı. 1940 tarihlerinde cami, evkafça kadro harici bırakılmış ve daha sonra da satılmıştır. 1974 tarihine kadar ev olarak kullanılan mabedin yeri daha sonra yol çalışmaları nedeniyle kaybolmuştur. Kârgir bir yanı olup, sol tarafındaki minaresinin kaidesi kesme taş, çatısı ise ahşaptı. Cami, Teşrifatçı Akif Mehmet Beyefendi tarafı ndan, ikinci defa getirildiği teşrifatçılık görevinde bulunduğu sırada, 1761 tarihinde yaptırılmış ve 7 Muharrem 1176 (29. 7. 1762)’de de ilk defa evkafının kitâbetine, Amcazâdesi Köleli Mehmet Paşazâde Mehmet Bey’in tayinini istemiştir. (Osm. Arş. Evkaf Defteri I, No: 137) Evahir-i Za 1175 (20 Haziran 1762) tarihli hükümden, Akif Efendi’nin, bu camii ilk defa olarak yaptırmadığını, mevcut fakat, harap bir mabedi, padişah izni ile alarak tamir ettirdiğini ve vazife tayini yaptırdığını öğreniyoruz. Mabedin kimin tarafından ve hangi tarihte yapı ldığı bilinmediği gibi evkafa ait bir akçe iradı dahi yokmuş. Bu küçük cami, deniz tarafına doğru 150 cm. genişletirelerek onarılmıştır. Akif Mehmet Beyefendi, Mirimiran’dan olan Ebubekir Paşa’nın oğludur. Kayserili Ali Paşa’nı n torunu olan Ebubekir Paşa, İvaz Mehmet Paşa’nın kethüdası ve damadı idi. Sadrazam olan İvaz Paşa İnebahtı’da 1156 (1743) tarihinde vefat etmiştir. (Resim: Salacak. Önde ve sahilde görülen beyaz yapı Salacak Camii olup satıldıktan sonra minaresi yıktırılmıştır. Arkada görülen minare ise Fatih Sultan Mehmet Camii’ne aittir.)
    48-SELÂMİ ALİ EFENDİ CAMİİ (KURUÇEŞME CAMİİ)

    Açıklama

    Cami, Bülbüldere-Bağlarbaşı yolu üzerinde ve bu semte ismini veren 1248 (1832-33) tarihli Kuru Çeşme’nin karşısındadır. Selâmi Ali Efendi Camii, 1965 tarihinde, büyük mutasavvıf, Celvetiye Tarikatı’nın Selâmiye kolunun kurucusu Şeyh Selâmi Ali Efendi’nin aziz hatırasını yad etmek için yaptırılmıştır. (Selâmiye Camii bahsine bakınız.) Mabedin yapıldığı tarihe kadar etrafı tamamen tarla idi. Hemen arkasında meşhur Beyleroğlu Tiyatrosu bulunuyordu. (Bu tiyatro bahsine bakınız.) Yol haline gelen avlusuna dört yerden girilmektedir. Mabet, üç sıra tuğla ve bir sıra kesme taştan yapılmıştır. Sağ tarafındaki minaresi kesme taş ile kaplanmıştır. Ön tarafı fevkânî olan camiye iki taraşı bir merdivenden çıkılarak girilir. Altı sütunun taşıdığı sivri kemerler üzerine oturtulmuş ve bir düz çatı ile örtülmüş olan son cemaat yerinin önünde ayrıca dört sütunlu bir revak daha vardır. Kemerli kapısından kare plânlı camiye girilir. Camiin bu kapıdan başka, ayrıca iki yan galerilere açılan kapıları bulunmaktadır. Mabedin tek kubbesi, sekiz yüzlü bir kasnak yardımıyla, sekiz sütun üzerindeki sivri kemerler üzerine oturtulmuştur. Kubbe eteğinde 20 penceresi vardır. Mabedin dört tarafını bir mahŞl çevirmiştir. Bu mahŞl ana duvarlar ile sütunlara bindirilmiştir. Ön tarafında korkuluk bulunmaktadır. Cami, alt üst pencerelerden ışık alır. Üsttekiler alçıdır. Mihrap ve minberi mermer kaplama olup alınlarına âyetler yazılmıştır. Mihrap dışa taşmalıdır. Mabedin kubbe basıncını azaltmak ve görünümüne haşmet vermek gerekçesiyle camiin iki yanına iki katlı dış yan galeriler yapılmıştır. Sekiz ince, zarif sütunlu üst galeriler, kalın dört sütunlu alt galerilen üzerine oturtulmuştur. Camiin avlusunda şadırvanı vardır. Son senelerde yaptırılan en güzel camilerden biridir.
    49-SELÂMİ ALİ EFENDİ TEKKESİ CAMİİ

    Açıklama

    Tekke, Üsküdar’da Selâmsız Tepesi’nde ve eski Tekkeiçi Sokağı yeni Kâtibim Aziz Efendi Sokağı üzerinde olup Selâmsız Hamamı Sokağı, Ethem Ağa Sokağı ile Tekkeiçi Sokağı’nın çevirdiği alanı kaplar. Sokağa ismi verilmiş olan Edhem Ağa, XIX. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış bestekârlarımızdan olup Selâmi Ali Efendi Tekkesi’nin de Zâkirbaşısı idi. Kabri, küçük hazîrede iken kaybolmuştur. Kanunî Edhem Ağa diye bilinen bu zat 1272 (1855) tarihinde vefat etmiştir. Hadîka’nın 241. sayfasında bu cami hakkında şu bilgi bulunmaktadır: “Bânisi, eş-Şeyh Selâmi Ali Efendi’dir. Kendisi Hüdâyî Mahmud Efendi Âsitânesi şeyhlerinden olup asitaneye iki defa şeyh olmuştur. Bu mahalde bulunan dükkân ve hamam ve haneler, bilcümle Şeyh Selâmi Ali Efendi’nin yaptı rdığı binalar olup kendi vakıf emlâkidir.” Selâmi Ali Efendi, kuzattan (kadı, hakim) olup Menteşe (Muğla) Kozyaka köyünde doğmuştur. Tahsilini tamamladıktan sonra, İstanköy Adası müftüsü olmuş ve burada Zâkirzâde eş-şeyh Abdullah Efendi’ye baş vurarak Celvetî Tarikatine girmiş sonra hilâfetle dahi şeref

  2. Pingback: Topics about Religion » İstanbul, Silahtar Abdurrahman Ağa Camii, Üsküdar

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s