Kürkçü Han


Kürkçü Han, Mahmutpaşa, İstanbul, Pentax K10d

Kürkçü Han, Mahmutpaşa, İstanbul, Pentax K10d

About these ads

3 responses to “Kürkçü Han

  1. Mahmutpaşa’daki Kürkçü Han, İstanbul’un yün merkezi. Yün ve ipliğin bin bir çeşidini, en ucuz fiyata burada bulabilirsiniz. Han, Mahmutpaşa Yokuşu’ndan çıkarken 50 metre yukarıda solda. Bütün mağaza ve atölyeler toptan yün ihtiyacını buradan karşılıyor ama perakende satış da yapılıyor. Han iki katlı. İlk katı avluya açılıyor. Girer girmez rengarenk yünlerin arasında kendinizi kaybedebilirsiniz. Kazak, hırka, eldiven, bere, şal, atkı aklınıza ne gelirse örebileceğiniz kadar yün çeşidi var.

    • (V. II., 37. S.) da Küçük Hacı – Hacı Küçük Mahallesindeki Hân-ı Sultânî’den bir hudûd münâsebetiyle bahsedilmekde olan binanın Kürkçü Hanı denilen, Mahmud Paşa yapısı, iki avlulu ‘azametli han olduğu Hadîka’nın bir kaydından anlaşılmakdadır. Hadika, Kürkçüler Hanı Mescidi der kurb-i Çarşu-yı Mahmud Paşa bahsinde, han, Mahmud Paşa tarafından inşâ olunduğu hâlde, mescidini Hacı Küçük Ahmed Ağa’nın yapdırdığmı, mescidin fevkaanî olduğunu, vazifelerinin Ayasofya vakfından verildiğini, hanın da Ayasofya vakfından bulunduğunu yazar (‘). Bu suretle yukarıda bahsedilen hanm bir târîhde Sultan Mehmed’in mülkiyetine geçdiği, sonra da Ayasofya vakıflarına zam edildiği anlaşılmakdadır. Hadîka’nın kaydı bizi etrafiyle tenvir etmekde, tereddüde mahal bırakmamakdadır.
      Ayasofya Vakıfları Muhasebe Defteri’nden de Mahmud Paşa Hamamı nezdinde Kârbansarây-ı Ce-dîd’in 894 (1489) da 38888, 1490 da 40000, 1491 de 37500 akçe kira getirmekde olduğu anlaşılmakdadır, (2). 926 (1519) da ise Ayasofya Tahrîr Defteri’nde Mahmud Paşa Çarşısı’nda Kurşunlu Han ismiyle geçmekde ve kirası 50000 akçe gösterilmekdedir (¦’).
      Evliya hanın 120 ocak olduğunu söylemekle iktifa eder, (4).
      Hanın icâresi, Mahmud Paşa Câmi’i bahsinde yazdığımız gibi, 953 (1546) tarihli İstanbul Vakıfları Tahrîr Defteri’nde, dükkânlarla beraber, 10700 akçedir. Böyle bir kayıd, defterin yazıldığı târîhden 60 yıl evvel Fâtih’in malı olmuş, sonra Ayasofya’ya vakfedilmiş olan binayı hâlâ Paşa’nın vakfı imiş gibi göstermek demekdir; üstelik icâresi çok düşükdür. Bunun sebebini, ba’zı vakıfların asl-ı mâl denilen îrâdlarının Defter-i Köhne veya ‘Atîk’den istinsah edilmelerinde aramalıdır. îcârenin azlığında, daha Mahmud Paşa’nın ‘imaretlerini yapdığı, takriben 867 (1462) senelerinde, nüfûsun pek az ve şehrin daha neş’elenme-miş olmasından doğabileceği gibi, küçük avluda üst katın henüz yapılmamış bulunmasından da olabilir; bu son şıkkı aşağıda göreceğiz.
      Kürkçü Hanı, yine Mahmud Paşa’nın eseri olan Bursa Fidan Hanı’nın tertibinde ve bir avlusu eb’âd ve oda ‘adedi bakımından onun tıpatıp ‘aynı, iki avlulu, büyük, ‘azametli bir binadır. Fidan Hanı’nı, Bursa şehri âbideleri arasında zikretmişdik; o bahisle bu karşılaştınlabilir. Bir de Bursa’da Koza Hanı vardır ki, o da iki katlı han ile, tek katlı ahır ve müştemilâtdan mürekkeb olduğundan, mukaayeseye zemin teşkil eder.
      Kürkçü Hanı’nın, ‘umûmî hatları ve teferru’âtının pek büyük kısmı ölçülmüş, tedkıyk ve ‘arzetdiği mes’eleler halledilmiş olmakla beraber, restitüsyon plânının mükemmel olmasına şimdilik imkân yokdur; bu han temizlenip ‘ilâve ve tahrîfatdari sıyrılmaz ve ‘umûma şâmil bir ta’mîrât yapılmazsa, restitüsyon plânı az çok noksan kalmaya mahkûmdur. Daha aşağıda da bu ciheti îzâh edeceğiz.
      Kürkçü Hanı şimaldeki sivri ucdan cenûb dıl’ına kadar 128 m. boy, 68 m. enindedir. Bu ölçüler Kürkçü Hanı’nda tesbît edilebildiği hâlde, benzeri olan Fidan Hanı’nda mukaabilini tam olarak bulmak kaabil değildir. Büyük avlu tıpatıp ‘aynıdır; fekat Fidan Hanı’nda tek katlı ikinci avlu yakın târihlerde yıkılmış, hiç eseri ve hudud işaretleri kalmamış, çevresi belirsiz hâle gelmişdir; amma o avluda tek katlı ahırlar ve müştemilât olduğu, görenler tarafından söylenmekdedir. Bu sebeble Fidan Hanı’nın boyu meçhuldür. Kürkçü Hanı’nın 128 m. Iik bütün boyu ile sipsivri çıkan bir köşesinden dolayı vasati tülden çok farklı ve fazladır. Binaen’aleyh kıyaslamayı esas avluya hasredeceğiz. Görülecekdir ki ikisi arasında şâyân-ı hayret bir benzerlik vardır.
      Alt kat dükkânları her ikisinde 48, üst katı Fidan’da 49, Kürkcü’de 49, veya diğer kola üstden ge-çid yeri oda sayılsa, 50 oda vardır; iç avlu Bursa’da 42×46, İstanbul’da 41.15×45.5-46.00 m. dir; ya’nî yarım metre bir fark vardır; (875., 876. R). Bu avlunun Bursa’dakinden fazlalığı, dükkânların altında ayrıca mahzen oluşudur.
      Büyük avlunun bu müşabehetine mukaabil küçük avlunun bir bakıma başka bir cebhe ‘arz etdiği muhakkakdır. Fekat noktası noktasına vaz’ıyeti tesbît etmek artık mümkin değildir; bu avlu ternânıen denecek kadar yıkılmış, yerine şimal yüzünde ve avlu ortasında büyük büyük, çok katlı hanlar ve garb tarafına iki katlı i’malâthâneler yapılmışdır. Garb kolunda bir kaç ayak ve sıra höcreler, şark kolunda da iki ayağın bakıyeleriyle, höcreler kalmışdır. Garb tarafda da revâkın altında duvarlar vardır; buraların ahır olduğu anlaşılıyor. Eğer bildiğimiz bu kadarla kalsa bir restitüsyon denemesi yapılamazdı. Fekat Gurlitt birinci kat plânı ve iki fotoğraf bırakmışdır. Plânın büyük avlu kısmı oda ‘adedi i’tibâriyle doğrudur; sâde avlu derinliği biraz daha ufakdır. Fekat küçük avlu tarafında düz olan garb kolunu, büyük avluya birleşdiği yerden i’tibaren kırık ve eğri gösterdiği gibi şark-ı şimali cebhesini Mahmud Paşa caddesine ‘amud gibi çizmişdir; büyük bir yanlışdır; kırık da yokdur. Böyle çizilmiş olması plânın temamı hakkında biraz tereddüd hâsıl ediyor. Bununla beraber, sonradan yapılmış mâ’il takviye payandalarının, şimâl-i garbî köşesinde şimdi de mevcud olan ayağın, şark kolundaki höcrelerin doğruca çizilmiş olması, plânın esâsının çok hatalı olmasına rağmen, teferru’âtda ba’zı mertebe sıhhat taşıdığını gösteriyor. Her ne de olsa, artık onun ikinci avluda şimal kolundaki oda ‘adedi ve tertibatını kabul etmekden ve fotoğraflarına nazaran bir restitüsyon yapmakdan başka çıkar yolumuz yokdur. Biz de Fâtih Devri Mi’mârîsi eserimizde Gurlitt’in esas hatâsını tashih ederek doğru çevrenin içine onun teferru’âtını yerleşdirmiş böylece basit bir plânını yapmışdık.
      Guıiitt’de fotoğrafların birinde, (878. R.), küçük avlunun şark ve şimal kollarının alt katlarının re-vaklı olmayıp duvarla yapıldığı belli olmakdadır. Büyük bir pah teşkil eden şimâl-i şarkıy kolunda, meyilli bir yolun nihâyetinde geniş bir kapı ve üstünde basık kemerli büyücek bir pencere vardır. Bu pahlı yüzlerin temamı yıkılmışdır. Resimde kapının sağ tarafında, Mahmud Paşa Yokuşu kolunun avlu tarafında, şimdi de mevcûd bulunan kapı ve pencereler ve payandalar bulunmakdadır. Bu şimâl-i şarkıy ve şimâl-i garbi köşelerinin ve bütün garb kolunun ahır olduğu anlaşılmakdadır. Garb kolunun büyük avluya birleşdiği yerde ‘aynı evsafda iki gözlü kısım husûsî bir anbar veya ahır olacakdır.
      Küçük avlunun Mahmud Paşa Caddesi’ne bakan şark kolu ile büyük avlu arasında 1.30 m. lik, üstü dairevî tonozlu bir çıkış vardır. Kapı yerleri gelişi güzel tıkanmışdır. Birisini tıkayan bu geçidin sahibidir. Büyük avlu dükkânlarının küçük avluya bakan pencerelerinden ikisi de bu arahkdadır. Geçidin küçük avlu ve bu arada ahırm her nevi’ hizmet ve temizliği için açıldığını tahmin ederiz. Arkaya yapmamışlardır; zîrâ orası seviyesi çok yüksekde kalan ve araba yanaşamıyacak dar bir aralıkdır.
      Üstünün diğer tonozlara ‘amûd müstakil tonozunun ve pencerelerinin bulunması geçidin ilk inşâda da düşünüldüğünü gösterir. Bu çıkışın dükkânların arasında devamını bulmak bugün için imkânsızdır. Küçük avlunun zemin katında, tıpkı Fidan ve Koza Hanlarında olduğu gibi, büyük avluya bir geçid vardır. Bu hârice açılan bir yan kapı olmayıp, kapı tertibatı, sövesi, mili olmayan, ya’nî kanadsız, bozulmadan kalmış, ilk yapıda düşünülmüş bir açık geçiddir ve bir avluya çıkacakdır. Avlu olunca da onu çevreleyen hiç değilse bir kat olacakdır. Fekat sonradan yapıldığını aşağıda anlatacağımız üst kat gibi, bunun da ‘ilâve olabileceği yine de ‘akla getirilirse, bu kapısız dnr aralık öyle olmadığına fazladan bir delil teşkil eder. Eğer ‘ilâve olsa idi, arkadaki kolda olduğu vecihle doğrudan duvara yaslarlardı.
      Fotoğraflarda kırık köşelerde, ikişerden dört ufak kemer ve şimâl-i garbî pahında, hepsinden yüksek bir kemerin ‘umûmî saçak seviyesini aşdığı göze çarpıyor. Şark, şark-ı şimalî ve garb kolları ve büyük avlu saçak seviyeleri hep ‘aynı olduğundan bu yüksek saçak ve kemerin yalnız şimâl-i garbî pahlı yüzüne münhasır olması lâzım gelir; ma’alesef resimde garb tarafı görülmüyor. Pahlı iki cebhe ile garbı ahır olarak kabul etdik; Mahmud Paşa Caddesi’ne isabet eden şark kolu zemîn katı, cebheye ‘amûd yuvarlak tonozlu, tek tek mahzenlerdir. Bunların avluya kapı ve pencereleri vardır.
      Küçük avlunun üst odaları cebhelere muvazi yuvarlak,- tulânî tonozla, revak kubbe ile örtülüdür. Fo-toğrafdan ve bakiyelerden ayakların, kemerlerin ve kemer yüzlerinin kesme taşla kaplı olduğu meydana çıkmakdadır; işçiliği çok muntazamdır. Bu küçük avlu, daha çok evvelden hasar görmüş olmalı ki, revak ayaklarının on dördüne karşı kalın köfeki yonma taşdan mail payandalar yapılmışdır; bunlardan dördü hâlâ mevcuddur; diğerlerinin pahlı yüzlerde ve garbda olduğu Gurlitt’in plân. ve fotoğrafında belli olmakdadır. Üst revakda kaim dövme demir gergiler vardır.
      Küçük avlu ‘umûmî manzarasını külliyen kaybetmiş olmakla beraber teferru’âtından epeyce numuneler muhafaza etmekdedir. Sağ ve solda duvarlarına ve ocaklarına el sürülmemiş odalar kalmışdır. Bunların revâka pencereleri yokdur; sâdece birer kapıları, hârice pencereleri ve kapı yanında birer ocakları bulunmakdadır. Bunlar tuğla kemerli basit ufak ocaklardır. Mevzi’î olarak, çok bozulmuş bulunan büyük avlu odalarının vaz’ıyetini de belli edecekdir.
      Büyük avlunun bir eşi Bursa’da Fidan Hanı’ndadır. Fekat ikinci avlu onda ve Koza Hanı’nda tek katlı iken burada iki katlı olması düşündürücüdür. Biz bu ciheti nazar-ı i’tibâre alarak, sebebini araşdır-dık ve gördük ki, küçük avlunun ikinci katı sonradan yapılmışdır; fekat biz bu katın, Mahmud Paşa’mn mülkiyetinden ve vakfından çıkıp Fâtih Sultan Mehmed’in evvelâ milki, sonra Ayasofya vakfı hâline gel-dikden hemen sonra 880-882 (1475-1477) târihleri arasında yapıldığını tahmin ederiz. Buna da Mahmud Paşa’mn vakfı iken olan kirası ile Ayasofya vakfı oidukdan sonraki kirası arasındaki büyük fark bir delîl teşkil eder. Bu bahsin başında yazdığımız, Ayasofya Tahrir Defterleri’nde 37500 ve 50.000 akçe olan han icâresi, Mahmud Paşa vakfı iken, hem de dükkanlarıyle beraber, 10700 akçedir. Kiranın bu kadar büyük fark göstermesinde tabî’î şehrin inkişâfının da te’sîri vardır.
      Katın ‘ilâve olduğunun inşâî delilleri şunlardır :
      1 – Herşeyden evvel alt kat, büyük avlu ile beraber yapılmışdı; arada tıpkı Fidan Hanı’nda olduğu gibi, hiç bozulmadan, değişmeden kalmış bir iç geçid vardır. Binâen’aleyh alt kat ilk yapı ile beraber inşâ edilmişdir. 2 – Keza iki taraf üst revakları beraber yapılsa idi, arada fark olmazdı; büyük avluda eb’âd ve revak derinlikleri pek düzgün ve müsâvî iken, küçük tarafda revak ve odalar, alttaki ahırların genişliğine uymak mecburiyetiyle, evvelkilerden çok ayrılır. Büyük avluda revak direğinin dış yüzünden, höcrelerin haricî duvarlarının nihayetine kadar mecmu’ derinlik 11.0 m. iken, küçükde garb kolunun başında 12.20, ucundu 12.70, şarkda 12.30 ve 11.80 m, dir.. 3 – Saçak silmeleri büyük kısmında iki sıra tuğla kirpi olduğu halde, küçükde asaba ve tahtan mürekkep kesme taşdır. Büyük yeni han la aradaki dar sokak yüzünde, küçük avlunun başlangıç yerinde, yukarıdan aşağıya 4,5 m, devam eden, kul’ıy-yen bağlantısız bir ekleme vardır. Yeni duvar, hiç bir girintiye, taşların sokulmasına lüzum görülmeden eski duvara yaslanmışdır. Sanki bıçakla kesilmiş gibi aralık görünmekdedir. Onun altındaki duvar ise yekpare olarak devam eder. Küçük kısmın Mahmud Paşa Yokuşu yüzünde de 30 cm. bir diş vardır; o da eklemeye delâlet eder. 5 – Yeni kısımda dövme demir gergilerden numuneler kalmışdır; eskisinin aslında gergi yokdur. Çatlayan bir kola konan gergiler geçme yeni demirdir; onu yerinde anlatacağız. 6 – En nihayet söylediğimiz gibi, bu katın ‘ilâvesi kiranın artmasının ‘âmilleri arasındadır.
      Havadan alınan (879. R.) fotoğrafı bu avluyu ve şimâl-i şarkıy dıl’ı üzerinde ve bilhassa şimâl-i garbi yüzündeki altı katlı Sabr ü Safa Hanı’nı, dîğer 2-3 katlı temelden yapılmış mağazaları, orta yerdeki yine temelden olan hanı, Mahmud Paşa Caddesi üstünde biri küçük avluya, diğeri büyük avluya isabet eden ve revaklar üstüne oturtulan 4 katlı iki hanı göster mekdedir.
      Bu küçük avlu üst katında 29 oda varmış. Bu suretle han 127 göz tutduğundan, Evliya Çelebi’nin bildirdiği 120 ‘adedine uymakda olduğunu da ‘ilâve edelim.
      Büyük avluda huyla esnadan değişiklikler olmamakla beraber, hor höere kendi üzerinde bir ta’dlle ma’rûz kalmışdır.
      Alt katta revak artık yokdur; ayaklar ile dükkânlar arasına bölme çekilip dükkânlar uzatılmış, cebhe-lere kadar getirilmişdir. Böyle olunca dükkânların ön duvarlarının da kaldırılmasına lüzum görülmüş-dür. Yalnız cenûb-i garbî köşesindeki iki yüzde’ bölmeler yerindedir; bu sonuncuların yalnız pencere ve kapıları ta’dile uğramışdır. Revak tonozu cebheye muvazi, dükkânlarınkiler ‘amûddur; ara duvar kalkınca iç tonozla ‘aynı seviyede olan revak tonozunun eteği, diğerinin hem ağzını kapar hem de havada kalır; zâten altında kemer veya bir kiriş olmayınca kendiliğinden duramaz ve üstündeki duvar vesâirenin yükünü Uujıyanuu*. Bu Hoboblo bu elek, dükkan tonozunun münhrmÎHİne uygun ve onun devamı şeklinde oyulub kemer olarak çalışır hâle getirilmiş, dükkân tonozunun önü de açılmışdır. Tabî’î böyle bir mu’âmele, ‘asırlar sonra harcın kireç taşı terkibine gelerek sertleşmesinden sonra yapılabilir; çünki revak tonozunun tuğlaları ona ‘amud bir kemerde olduğu veçhile merkeze müteveccih olmadığından tam bir mukaavemet gösteremez. Halbuki çok zaman sonra oyulursa, sanki kayadan yontub yapılan bir kemer olur; artık onun tuğlasının dizilişi mevzû’-i bahis değildir. Revak tonozu birkaç gözde bozulmuş, yerlerine putrel döşeme yapılmışdır.
      –^_ger dükkânın altında revak ayakları hizasından 2.0 m. dışarıya taşan, ba’zısı dükkânın bütün derinliğinde, ba’zısı daha fazla, cebheye ‘amud tonozlu mahzenler vardır. Avludan tek tek merdivenlerle inilir; bir kaç dânesinin tonozu bozularak putrelle örtül müşdür. Cenûb-i garbi köşesinde bozulmadan kalan dükkânda bir ocak olması, diğerlerinde de bulunduğuna bir işâretdir.
      Üst katta oda tonozları cebheye muvazidir; revak kürevi müselleslere basan kubbelerle örtülüdür. Bunlardan küçük avluya bitişik şimal kolundaki, sekiz dânesi kemerleriyle beraber yıkılmış, yerlerir.e çapraz tonozlar yapılmış, ayaklar geri duvara fabrika çekmesi 5 o 5 sın. eb’âdmda, yeni zemanlara ‘âid demir gergilerle bağlanmış, yüzlere kılınç konmuşdur. Halbuki diğer taraflarda gergi yokdur. Bu kemerlerin ve kubbelerin tuğlaları 3’anlarındakilerden bariz şekilde kalındır; eski tuğlalar 2.5, bunlar 3.5 sm. dir. Bu tecdîd ve tahkime rağmen iki avlu arasındaki duvann oturması durmamış ve yeni yapılan kemerlerde ortadan çatlayıp sarkmalar hâsıl etmişdir. O kadar ki oturan duvann gergiyi de çekmesiyle, ayakların yüzüne konan kılınclar 7 rakamı gibi fırlamışdır. Buyuk avluda üst odaların revaka bakan duvarları içinde ta’dıl görmeyen bir danesi bile kalmamış-dır. Ya bütün duvar kaldırılıp yerine câmekân konmuş, veya aslında pencere olmadığı hâkle oldukça büyük bir pencere açılmış ve kapılar muhakkak büyütülmüşdür. Bu pencereler ocakların yerine tesadüf eder; bu yüzden üst katta hiç bir ocak görmek ihtimâli yokdur. Biz restilüsyon planımızda, bu bölmeleri ve kapılarını eski şekilleriyle, odaları ocaklı olarak, re vâki n ta’dil görmüş 8 çapraz tonozunu, aslı olan kubbeye irca’ ederek çizeceğiz. Keza alt katda da dükkân bölmelerini göstereceğiz.
      Bina inşâatına gelince: Büyük avluda ayaklar, kemerler ve aynaları 30-35 sm. yüksekliğinde, 80-100 sm. boyunda taşlarla yapılmışdır; (880. R.); küçük avludakiler biraz daha büyükdür; 40-45 sm, ve 100-120 sm. yi bulur.
      Beden duvarları muntazamca moloz taşı ile yapılmış, arada gelişi güzel tuğla sıracıkları ve şâkuulî beslemeler konmuşdur. Çakmakçılar Yokuşu’nun ‘ilâve kata ‘âid iki köşesinde muntazam kesme taş kulla-mlmışdır. Fekat ayaklar ve yüzleri yanmış, harâb olmuş, son derece bakımsız bir hâle düşmüşdür, (881., 882., 883. R.).
      Mahmud Paşa Caddesi yüzünde, dükkânların üstüne bakan odaların haricî pencereleri temâmen değişmiş, büyütülmüşdür; kemer ve söve kalmamışdır, (884., 885. R.). Cenûb yüzünde bir pencere eski hâlini, şöyle böyle belli ediyor, (886. R.). Önde de kemer kesilmiş ve üst başlık yukarıya kaldırılarak, pencere biraz yükseltilmişdir. Mahmud Paşa tarafındakiler bunun gibi yanlara dokunulmadan değil, her tarafı bozularak büyütülmüşdür. Eski halleriyle birkaç pencere de Büyük Yeni Han aralığında vardır. Bunlardan birisine başlık olarak hendesî kabartmalı bir mermer kullanılmışdır, (887. R.).
      Câmi’e gelince: Hadika’nm yazdığı gibi, fevkaanîdir. Altdaki dükkânlar mevcuddur; fekat bunların arkadaki iki dânesine giremedik. Üst cami’ katı şimdi yokdur. Harîm kısmı merdivenden çıkınca sola gelen haricen 3 2.90×12.90 eb’âdındaki kısım olacakdır; son”cema’ât yeri şimâl-i garbiye bakar; merdivenin sağıdır. Murabba’ olduğuna göre cami’ ‘acaba kubbeli miydi? Bu ‘akla gelse de biz zannetmeyiz.
      Câmi’in Bursa Fidan Hanı’ndakinden farkı, burada dükkânlar üstüne olduğu hâlde, orada bir şadırvan üstüne kurulmuş bulunmasıdır. Ma’mâfih böyle dükkân ve höereler üstüne yapılan bir cami’ de Bursa îpek Hanı’nda bulunmakdadır. Câmi’in kıblesi doğrudur; 29″ dir.
      Plânın tam bir restitüsyon olması için pek çok çalışdık; fekat noksansız bir plânın ancak ‘umûmî biı ta’mîr esnasında elde edilebileceğini de gördük. Bereket ki ölçüler çok muntazamdır; mukaabil yerlerdeki hep birbirini tutmakdadır. Gönyeler yerindedir. Fekat giremediğimiz yerler kaldıkça iç rahatlığı sağlanamıyor. Meselâ küçük avluda iki köşeden mâ’adâ bir yere girebildik. Bu da Mahmud Paşa Caddesi ta-rafmdadır. Onunla köşe arası meçhul kaldı. Garb kolunda köşedekinin yanı, yeni zeman binâlarıyle kaplı olduğundan, esas binayı bulmak kaabil olamıyor. Dediğimiz gibi bir ta’mîr, ‘umûmî bir döküm yapılması zarurîdir.
      Fekat bu bina böyle kalmalı mıdır? Harabdır, perişandır; birçok yerde hüviyeti tahrif edilmiş, veya . tahrîb olunmuş veya tufeyli binalarla, salaşlarla gizlenmişdir. Fâtih devrindeki 17 handan kala kala bu bir tek bina kalmışdır. Böyle bırakmak reva mıdır? Sâhib olacak bir makaam yok mudur? Bursa Koza Hanı, Emir Hanı, çarşılar yanmışdır amma, yeniden hayâta kavuşmuşdur. İpek Hanı da 1968 de kısmen ihya edilmişdi. Belki o da bitmişdir. Bursa’da da hanlar sahiblidir. Fekat aralarında birleşmiş bu yadigâr eserleri ihya etmiş ve ticâretlerini de bu yüzden artdırmışlardır. İstanbul bundan utanmalıdır. Fâtih’in şehrinde böyle toplayıcı bir el, bir idare çıkmayacak mıdır? Eski eserlerin demagoji edebiyatını yapanlar, Roma’nm, Bizans’ın kırık taşlarını başımıza kakanlar utansın.
      717. Manisalı Melımcd Paşa Kervansarayı Manisalı Mehmed Paşa, mescid yakınındaki evini, altlı üstlü höcrelerle han hâline sokmuş ve iki de ahır ‘ilâve etmişdir. İradı senevi 3600 akçe olduğuna göre, pek ufak bir şey demekdir. Yalnız Vakıf Defte-ri’nde zikri geçer, (‘). 718. Mercan Ağa ilanı, 719. Mercan Ağa Kabri Mercan semtinde, Tığcılar Caddesi’nin sonunda, Büyük Çarşı’ya bitişik geniş sahalı handır; eski yapısından hiç bir şey kalmamış gaayet geniş avlusu üzerine iki ‘aded 10 odalık, bir ‘aded 17 odalık müstakil hanla 8 büyük dükkân yapılmışdır. Bir iki dükkânhk da boş yer vardır. Bundan hanm vüs’ati hakkında bir fikir edinilebilir

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s